HİKMET AMCA
Hikmet Amca, ikindi namazını kıldı. Taburesini eline alıp yamaca doğru yürüdü. Neredeyse her gün bu saatlerde burada oturup otoyolu izlerdi. Gençlik yıllarına denk gelmişti bu yolun yapımı. Hikmet Amca şimdi yetmiş beş yaşındaydı. Yol yapıldığında ise henüz on beş yaşındaydı. Yıllardır bir düzen içinde yaşadıkları köy ikiye bölünmüştü. Yol, köyün tam ortasından geçiyordu. Köyü esas bölen gerçekse başkaydı. Kimilerinin emek emek yaptığı bahçesi, kimilerinin anılarla dolu evleri yola gitmişti. Bu durum bazılarını şehre göçe zorladı. Hikmet amcaların da en verimli toprakları gitmişti. Şimdi yukarıdan baktığı bu yamaç kalmıştı ellerinde, bir de yüreğinde geçmeyen sızısı.
Şehirleri birleştiren bu yol, Hikmet Amca’yı sevdiği kızdan ayırmıştı. Onlar köyün karşı yamacında kalmıştı. Çeşme başında bakıştıkları, gülüştükleri anlar artık birer hayal olmuştu.
Taburesine oturup gelen geçen arabalara, tırlara bakmayı seviyordu. En çok da yolcu otobüslerine dikkat ederdi. “Kim bilir kimler nereye gidiyor? Kimi gurbete, kimi işine, kimisi de en sevdiklerine…” diye geçirirdi içinden.
Hikmet Amca üç yıl önce hanımını kaybetmişti.Üç oğlu, iki de kızı vardı. Onlar da çoktan evden ayrılmış, çoluğa çocuğa karışmışlardı. Çocuklarının ısrarına rağmen evini bırakmak istemedi. Belki de ömrünün son zamanlarını gönlünce, anılarını hissederek yaşamak hoşuna gidiyordu.
Bir saate yakın oturmuştu. Kalktı, taburesini aldı ve eve girdi. Acıkmıştı; mutfağa geçti. Dünden kalan mercimekli pilavı ısıtıp yanına yoğurt çıkardı.
Hava kararmıştı. Işığı açmadı. Ona televizyondan gelen ışık yetiyordu. Eskiler varlığın kıymetini bilir, israfı sevmezlerdi. Birkaç haber kanalının yayınına baktı. Sonra türkü saati olan bir yayına denk geldi. Çok severdi türküleri, çok… Sesi de güzeldi. Gençliğinde köyde hemen hemen her düğüne onu çağırırlardı.
Hikmet Amca o zamanlar kıpır kıpır, yakışıklı bir gençti. Su başında anlaştığı kızın adı Meryem’di. Bir bakışın aşk sözü kabul edildiği zamanlardı.
Köy halkının geçim kaynağı kısıtlıydı. En verimli arazileri yola gidince ekip biçecek çok az yer kalmıştı. Tabii devlet arazilerin bedelini ödemişti ama o da nereye kadar yetecekti? Babası da baktı ki dört erkek çocuk buralarda aç kalacak; onları şehre çalışmaya gönderdi. Eline geçen parayla şehirden küçük bir ev aldı. Hikmet’i de abileriyle gönderdi. Hikmet, Meryem’e, “Paramı kazanıp geleceğim, seni isteyeceğim; bekle beni,” demişti.
Bir yıl kadar köye dönmediler. Arada babaları onları ziyaret etti. Yol neredeyse bitmişti. Bir iş çıkışı abisi, “Hadi toplanın, köye gidiyoruz, araba ayarladım,” demişti.
Köye vardıklarında karşı köyden bir düğün sesi geliyordu. İçini, tarif edemeyeceği bir huzursuzluk kapladı. Çok geçmeden hislerinin doğruluğu ortaya çıktı. Meryem’in düğünü olduğunu öğrendiğinde boğazı düğüm düğüm oldu. İçi sıkıştı, nefes alamadı. Beyninin içinde müthiş bir uğultu başladı. Abisi fark ettiğinde Hikmet, yularından kurtulmuş bir at gibi koşmaya başladı. Evlerinin yamacına geldiğinde hıçkırıklara boğulmuştu. Meryem’in babası zaten damat olarak Hikmet’i hiç düşünmemişti. Köy halkı için düşük gelirli, arazileri azalmış bir aileydiler. Varlıklı Rüstem’in oğluna tabii ki sevinerek vermişti kızını.
Hikmet Amca’yı en çok yaralayan ise Meryem’in de güle oynaya gelin gittiğini öğrenmek olmuştu.
Şimdi de televizyonda çalan şu türkü sızlatmıştı yüreğini. Neşet Ertaş söylüyordu:
“Cahildim, dünyanın rengine kandım Hayale aldandım, boşuna yandım Seni ilelebet benimsin sandım Ölürüm sevdiğim, zehirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin
Sözüm yok şu benden kırıldığına Gidip başka dala sarıldığına Gönlüm inanmıyor ayrıldığına Gözyaşım sen oldun, kahırım sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin”
Hikmet Amca da askerliğini yapıp gelince rahmetli eşi Leyla ile evlendi. Zamanla sevdi karısını. Çok güzel gönüllü, iyi huylu bir kadındı. Çocuklarına güzel annelik yaptı. Ama Hikmet Amca ona hiç aşkla bakamadı.
Bir gönül ağrısıyla geçen koca bir ömür… Bu türkü ona o gün hissettiği duyguları hatırlattı. İçi sıkıştı, nefes alamadı. Yatağa uzandı. Sabah süt getiren komşusu fark etti Hikmet Amca’nın vefat ettiğini. Hemen çocukları yetişti. Selası verildi. Öğlen namazı sonrası toprağa verildi. Hikmet Amca’nın kalp sızısı da koca bir ömür de son bulmuştu.
Emeğinize sağlık çok güzel olmuş devamını beklerim
Emeğinize sağlık çok güzel olmuş devamını beklerim