EVREN VE ENERJİ
“Rezonans Kanunu”, “Düşüncenin Gücü”, “Bilinçaltının Gücü” gibi kitapların içeriklerini az çok hepiniz duymuşsunuzdur. Evrene gönderilen olumlu ya da olumsuz enerjinin geri dönüşü hakkında yazılan kitaplardan bahsediyorum. Sadece kitaplar değil, sosyal medyada birçok video ile de karşılaşıyoruz. Hatta bu tarz eğitim ve atölye çalışmaları bile mevcut. Peki nedir bu enerji?
“Dünyadaki her şeyin ve her canlının kendine özgü bir titreşimi vardır. Bu, vücudumuzdaki bütün organlar ve hücreler içinde geçerlidir. Aynı kanun maddeleri de kapsar. Maddeyi kendi titreşim enerjisi açısından incelediğimizde farklı nesnelerin, farklı frekanslarda titreştiğini saptarız. Bazı nesneler aynı veya benzer frekansta titreşir.”
“İnandığımız şey gerçekleşir, çünkü inançlar kalpten yayılan, ölçülebilir en güçlü enerjiye sahiptir.”
“Rezonans Kanunu” kitabında geçen bu iki madde “evrene olumlu enerji gönderme”, “olumlama yapma” gibi farklı yöntemlerle insana hayattan almak istediğini, kesinlikle alabileceğini vadediyor.
“Bilinçli zihniniz neyin doğru olduğunu varsayar ve inanırsa bilinçaltınız da onu kabul eder ve onun gerçek olmasını sağlar. İyi talihe, ilahi rehberliğe, doğru eylemlere ve hayatın tüm lütuflarına inanın.”
“Bilinçaltının Gücü” kitabının özeti mahiyetinde olan bu cümle ise bilinçaltının her şeyi yönettiği kanaatinde. Bütün hayatımızı bilinçaltımızı doğru şekilde kullanarak değiştirebileceğimizi, istediğimiz ne varsa elde edeceğimizi garantiliyor.
“İnsan düşüncelerinin efendisi karakterinin kalıpçısı kaderinin belirleyicisi ve şekillendiricisidir.”
“Bir güç, zekâ, tanrı sevgisinin varlığı ve kendi düşüncelerinin efendisi olan insan, her duruma göre anahtarı kendi elinde tutar ve istediğini elde edebilmek için değişim ile yaşamsal gücü kendi içinde barındırır.”
“Düşüncenin Gücü” adlı kitapta geçen bu cümleler ise tanrı sevgisinden bahsetse bile, insanın acziyetinden uzak, düşünce gücü ile yine istediği her şeyi elde edebilme yetisine sahip olduğundan bahsediyor.
Büyük güç, ilahi yasa, dua etmek gibi kelimelerle inançları yok saymamış olan bu kitaplar, bunu sadece insanın zihnindeki olumlama olarak görüyor. Bütün gücü elinde tutanın insan olduğunu varsayıyor. Peki biz İslam dinine inanmasaydık? Bunlar mantıklı gelir miydi?
Bence mantıklı değil fakat doğru. Hastalıklarda dahi “plasebo” etkisi denilen ve iyileşmeyi az da olsa hızlandıran olumlu düşüncenin etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış. Mantıklı olmayan kısmı; inancımız gereği, bu fikirleri ortaya atan insanlardan ayrıldığımız önemli noktalardan geçiyor.
Birincisi kader inancı. Bazen ne kadar çabalasak ve istesek de olmaz. Burada biz kader inancına sığınırız. Biliriz ki olmuyorsa, Allah’ın bir bildiği vardır. “Hayırlısı değilmiş” der kaldığımız yerden devam ederiz. Her şeyin bizim elimizde olduğunu ve çabamızın az olduğunu düşünsek ve yine de hedefimize ulaşamasak depresif bir ruh haline bürünebiliriz. Yetersiz hissetmek bizi ruhsal olarak yıpratır.
İkincisi insanın acziyeti. İnsanın aciz olmadığını savunmak, onu tanrılaştırmaktır. Biz kulluk inancında biliriz ki, elimizden gelen her şeyi yapıp gerisini Allah’a bırakmak bize en iyi sonucu verecektir. Elimizden geleni yapmaz sadece beklersek sonuç alamayız. Fakat Allah emekleri zayi etmez. İlahi adelet onun katındadır. Burada da olumsuz giden bir durumda Allah’a sığınır ve bekleriz. Her olumlu ya da olumsuz durumun elimizde olduğuna inanırsak, başımıza gelen olumsuzluklarda yine kendimizi suçlarız.
Üçüncüsü evren inancı. Evreni alan, veren bir ilahmış gibi anlatan bu kitaplar veya videolar, İslam dininin öğretilerinden bir hayli uzaklaşıyor. Özünde anlattıkları doğru ve gerçek olsa da Allah inancı noktasında evrene atıfta bulunarak onu yüce bir varlıkmış gibi gösteriyor. Biz biliyoruz ki evreni de Rabbimiz yönetiyor. Evren insan veya başka varlıklar için tasarlanmış bir gezegen ve yıldızlar alemi. Bilmediğimiz başka bir sürü gizemi olsa da asla bir ilah değil. Onu yöneten başka bir Yüce Varlık varken, evrenden istemek, enerji göndermek, sadece olumlu düşünerek hayatımızı yöneteceğimize inanmak bizim inançlarımıza tezat düşüyor. Özellikle “dua etmek” bize bu noktada yaratıcımız tarafından verilmiş en büyük nimet. Her şeyi O’dan istemek dinimiz açısından en doğru yaklaşım…
Velhasıl enerji, evren, olumlama, sayılar, fallar gibi mistik inanışların kaderi yönlendirebileceğini düşünürsek, İslam dininin öğretilerinden ve tevhid (birlik) inancından uzaklaşmış oluruz. İnanç sistemimizi zedelemeden, özellikle gençlerimize bu konularda tam bir bilgi ve anlayışla durumu anlatarak, bilimsel ve dini bilgileri harmanlayarak ortak paydada buluşma taraftarıyım. Nitekim dinimiz insan iradesini yok saymaz.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 39)
“Allah, bir topluluğun durumunu, onlar kendilerindekini değiştirmedikçe değiştirmez. ( Rad 11)
Bu iki ayet ele alındığında, İslam’ın kader anlayışındaki dengeyi güzel yansıtır: İnsan çaba göstermek ve doğru tercihler yapmakla yükümlüdür; nihai hüküm ve yaratma ise Allah’a aittir.