17 Eylül 2026, 14:36:28
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Yağmurlu
Afyon
17°C
Yağmurlu
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 24°C
Pts 26°C

ACZİYETTE HİÇLİK HAKİKATİ

ACZİYETTE HİÇLİK HAKİKATİ
9 Eylül 2026 11:19 | Son Güncellenme: 9 Eylül 2026 13:36
147
A+
A-

İnsan tabiatının bilhassa gaflet anlarında düştüğü en garip yanılgılardan biri, iç âlemi ile dış uyaranların hudutlarını birbirine karıştırması ve aralarındaki farkı ayırt edecek idraki kaybetmesidir. Mesela kendi nefsini idare edemeyen, midesi guruldamasa aç olduğunu anlayamayan, ağzı kurumasa susadığını bilemeyen, hatta aldığı tek bir nefesi dahi geri vermeye muktedir olamayan âciz insan, kibrinin ateşiyle kâinatın işlerine karışmaya kalkışır. Hâşâ Allah Teâlâ ile yarışa girer. Hâlbuki insan, idrak aynasındaki aksini gökteki güneş sanmaktan vazgeçmediği sürece hakikati seyrine dalamaz. Körleşmiş bir idrak aynasıyla taşınan şan, şöhret ve koca koca unvanlar bu fâni dünyada kül zerresi hükmündedir. Zira ötelerin akçesi iman, ahlak ve rıza-i ilâhîdir. Ahirete sermaye olmayan her şey, insanın bedeninden evvel toprağa gömülür. Nasıl ki kelebeğin kozası sadece uçması için geçici bir vasıtadır ve kendi başına bir amaç değildir, asıl olan o kozadan çıkan kelebeğin kanatlarıyla zikrini edâ edebilmesidir. Tıpkı bunun gibi, dünya da âhirete kanat açacak ruhun kozasından başka bir şey değildir.

Dünyanın ve hayatın fâniliği idrak edilerek varlığa bakıldığında, bir diğer şaşırtıcı hakikat karşımıza çıkar. Dış görünüş ve bedenî kalıp olarak fertler arasında ufak tefek farklar bulunsa da bu ayrımlar küçüktür. Mesela iki farklı insan dışarıdan bakıldığında iki elin parmakları gibi birbirine benzer. Fakat manâ ve ruh derinliği bakımından iki insan arasında zerre ile güneş arasındaki mesafe kadar büyük bir uçurum bulunabilir. Öyle ki biri nefsinin bataklığında kalarak değersizleşirken, diğeri ruhunu öyle bir geliştirir ki kâinatı kalbine sığdırarak kâinatı kendine bir zerre kılar. Hayvanlarda ise durum böyle değildir. Onlar fıtratları üzere sabit bir tesbihtedirler. Küçük bir balık ile gökteki bir kuş, manâ ve ruh derinliği bakımından birbirine son derece yakındır. En küçük hayvan ile en büyüğü neredeyse aynı ruhî meziyete sahiptir. Çünkü Allah Teâlâ yalnızca insanı alt sınır ile üst sınır arasında sonsuz bir imkânla terakki veya tedenni edebilecek bir potansiyelde yaratmıştır.

İşte bu sonsuz potansiyel içindeki insan, nefsini kibirle şişirip “Her şeyi ben yaptım.” dediği an, kâinatın muazzam işleyişi karşısında esamisi okunmayan bir zerreye dönüşür ve Rabbinin katındaki kadrini zedeler. Oysa insan, kendi nefsine baktığında koca bir hiç fakat Sâni-i Zülcelâl’in sanatı ve esmâsının aynası olması bakımından “eşref-i mahlûkât”tır. Yeryüzü halifeliği ise kendi benliğindeki bu hiçliği idrak edip, İlâhî isimleri ahlak edinerek O’nun sanatını âleme ilan etme sorumluluğudur. İnsan bütün benliğinden sıyrılarak tam bir teslimiyetle kulluk ederse Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kâinattaki halifesi makamına varır, aklı ve kalbi nurlanır. Zaten İslam’a girişin ilk ikrarında dahi “.. Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh” denilerek elçilikten önce kulluğun zikredilmesi bu sırra işaret etmez mi? Demek ki insanı kâinatın halifesi kılan sır, unvanların büyüklüğü değil, O’na olan kulluğunun derinliğidir.

Yeryüzü halifeliğine erişmenin ve eşref-i mahlukat sırrına mazhar olmanın ilk şartı, insanın kibrinden geçerek “Ben kendi başıma bir hiçim, lakin Rabbimin sanatı olarak müstesnayım” diyebilmesidir. Tıpkı Üstâd Yunus Emre’nin: “Beni bende demen, ben bende değilim” mısrasında dile getirdiği gibidir.

İnsanın “Ben yok, O var” ifadesi, Muhammedîce duruşun ve hakikî teslimiyetin en sarih kanıtıdır.

ETİKETLER: , ,
Biz namaza duralım. Her şey düzelir ya da düzelmez ama biz namaza duralım. Hfz.ش🌾
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.