BEN BİR BAŞIMA İYİLEŞMEYİ BİLİRİM
Acı da benim, bu acının dermanı da benim. Herkes gider, ben kendime nasıl olsa gelirim. Sabır da benim, tevekkül de benim. Çünkü insan, en çok kendiyle kaldığında tanıyor kendini.
Kalabalıkların içinde güçlü görünmek kolaydır; bir şeylerin yolunda olduğunu anlatmak, gülümsemek, “iyiyim” demek… Bazen insanın en kolay söylediği ama en zor taşıdığı cümledir bu. Oysa gece olup da herkes kendi hayatına çekildiğinde, insan kendi içinin kapısını çalar. İşte asıl hesaplaşma o zaman başlar.
Kimsenin görmediği yerlerimiz vardır. Kimsenin bilmediği kırgınlıklarımız, adını koyamadığımız eksikliklerimiz… Bir başkasına anlatırken küçümsediğimiz ama yalnız kaldığımızda içimizi ağırlaştıran şeyler.
Ben öğrendim ki insanın her yarasına bir el uzanmayabilir. Bazen beklediğin kişi gelmez, bazen anlattığın hâlde anlaşılmazsın, bazen bütün kapıları çalarsın da sana açılan tek kapı yine kendininki olur.
İşte o zaman insan, kendine dönmeyi öğreniyor. Kendine sarılmayı, kendi sessizliğinden korkmamayı… Eksiklerini başkasının tamamlamasını beklemeden de bütün kalabilmeyi.
Belki de büyümek biraz da budur: Her düşüşte birinin seni kaldırmasını beklememek, dizlerinin üzerindeki tozu kendin silip yeniden ayağa kalkabilmek. Her kaybın ardından “Neden?” diye sormak yerine, bazen “Bundan sonra ne yapacağım?” diyebilmek.
Çünkü hayat, her zaman istediğimizi elimizde tutarak öğretmiyor bize. Bazı insanları göndererek öğretiyor, bazı yolları kapatarak, bazı geceleri uzatarak. Ve insan; bütün bunların içinde fark ediyor, kendinden başka hiç kimseyle ömür boyu aynı yerde kalamıyor.
O yüzden artık kim giderse gitsin, içimde bir yer telaşlanmıyor. Gidenin ardından kapıya bakıyorum belki. Bir süre sessiz kalıyorum. İçimde bir şeyler eksiliyor, bunu inkâr etmiyorum. Ama sonra kendi kendime şunu söylüyorum: “Geçecek.”
Çünkü biliyorum, ben daha önce de kendime geldim. Kimsenin bilmediği yaralarımı kendim sardım. Kimseye anlatamadığım geceler kendim sabahladım. Bazen gözyaşlarımı kendim sildim, bazen de ağlamaya hakkım olduğunu kendime hatırlattım.
Ve anladım ki güçlü olmak hiç kırılmamak değilmiş, kırıldığın yerden kendini yeniden kurabilmekmiş.
Belki bugün hâlâ içimde sızlayan yerler var. Belki bazı hatıraların üzerini zaman örttü ama tamamen silmedi. Fakat artık biliyorum, her yara kapanmak zorunda değil. Bazı yaralar sadece bize kim olduğumuzu hatırlatmak için kalır.
Ben de artık yaralarımla kavga etmiyorum. Onları taşıyorum. Çünkü biliyorum, insan bazen kaybettikleriyle değil kaybettikten sonra kendinde bulduklarıyla büyüyor.
Ve ben. Ne kadar yorulursam yorulayım ne kadar susarsam susayım ne kadar dağılırsam dağılayım, kendime dönmenin yolunu biliyorum. Çünkü herkes bir gün gider. Ama insan, kendine gitmeyi öğrendiyse hiçbir vedanın içinde tamamen kaybolmaz.