17 Eylül 2026, 15:25:36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 25°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
25°C
Hafif Yağmurlu
Per 18°C
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 25°C

BİZ NE ZAMAN BU KADAR UZAKLAŞTIK?

BİZ NE ZAMAN BU KADAR UZAKLAŞTIK?
4 Eylül 2026 14:15
91
A+
A-

Akşam işten çıkınca elimizde kumanda, televizyonun karşısına geçiyoruz. Bazen yıllardır devam eden bir dizinin ilk kez bir bölümüne denk geliyoruz, bazen de çoktan hikâyesine alıştığımız bir yapımı izlemeye devam ediyoruz. Kimi zaman sadece günün yorgunluğunu unutmak için açıyoruz televizyonu, kimi zaman da ekranda kendimizden bir şeyler bulmayı umuyoruz.

 

Geçtiğimiz gün yine böyle bir akşam, kanallar arasında dolaşırken bir anda durup düşündüm:

 

Biz ne zaman bu hâle geldik?

 

Daha doğrusu, hayat mı bizi değiştirdi, yoksa biz mi hayatın değişimine bu kadar kolay ayak uydurduk?

 

Bugünün dizilerine baktığımızda herkesin sakladığı büyük sırlar var. Aileler birbirleriyle mücadele hâlinde, kardeşler birbirine düşman, anne ile çocuk arasında yıllarca kapanmayacak kadar derin yaralar açılmış… Aynı evin içinde yaşayan insanların kalpleri arasında görünmez kilometreler bulunuyor. Birbirlerine birkaç adım uzaklıktalar belki ama aslında birbirlerinden çoktan kopmuşlar.

 

Elbette bunların hiçbiri hayattan uzak şeyler değil.

 

İnsan kırılır.

 

Küsülür.

 

Kalpler incinir, bazen yollar ayrılır.

 

Kimi zaman aynı çatı altında yaşamak bile insanları birbirine yakın tutmaya yetmez.

 

Hayatın içinde çatışmalar da var, hayal kırıklıkları da…

 

Her aile kusursuz değil, hiçbir insan da sürekli mutlu olmak zorunda değil.

 

Ama beni düşündüren başka bir şey var.

 

Hayat zaten yeterince zor değil mi?

 

Zaten hepimizin omuzlarında taşıdığı görünmez yükler varken, neden hikâyelerimizde birbirimize biraz daha umut vermek yerine sürekli acıyı, ihaneti ve kopuşu izliyoruz? Neden mutlu bir aile gördüğümüzde bunun mutlaka birazdan bozulacağını düşünüyoruz? Neden iyiliğin kazanacağına inanmak artık bize safça geliyor?

 

İşte tam bu düşüncelerin içinde dolaşırken kendimi bir anda Yeşilçam’ın o sıcak dünyasında buldum. Karşımda Aile Şerefi vardı.

 

Ve fark etmeden içimde bir şey değişti.

 

Belki görüntüler bugünün dizileri kadar gösterişli değildi. Evler ihtişamlı değildi, arabalar son model değildi, kıyafetler kusursuz değildi. O evlerde yaşayan insanların ceplerinde milyonlar, önlerinde sonsuz imkânlar da yoktu.

 

Ama başka bir zenginlikleri vardı.

 

Birbirleri vardı.

 

Aile Şerefi sadece bir ailenin yaşadığı zorlukları anlatan bir film değildi benim için. Aynı zamanda yokluk içinde bile insanın nasıl ayakta kalabileceğini, sofradaki ekmek az olsa bile sevginin paylaşılabileceğini anlatıyordu.

 

O evde herkesin kendine ait bir derdi vardı belki. Geçim sıkıntısı vardı, hayatın yükü vardı, kırgınlıklar vardı. Ancak bütün bunların arasında kaybolmayan çok önemli bir şey vardı:

 

Birlikte kalabilmek.

 

Aile olmak; kızdığında bile kapıyı tamamen kapatmamak, düştüğünde elini uzatacak birini bilmekti. Bazen tek bir lokmayı bölüşmek, bazen aynı sofrada sessizce oturmak, bazen de hiçbir şey söylemeden “Ben buradayım.” diyebilmekti.

 

Aile Şerefi işte tam olarak bu sıcaklığı hissettiriyordu.

 

Bugün belki daha büyük evlerde yaşıyoruz. Daha iyi telefonlarımız, daha hızlı arabalarımız, daha fazla imkânımız var. Dünyanın öbür ucundaki insanlarla saniyeler içinde konuşabiliyoruz.

 

Ama bazen aynı odadaki insanın gözlerine bakmayı unutuyoruz.

 

Birbirimize ulaşmak kolaylaştıkça, sanki birbirimizi anlamak zorlaşıyor.

 

Belki de bu yüzden Yeşilçam filmleri hâlâ içimizi ısıtıyor. Çünkü orada her şey mükemmel değil. İnsanlar fakir, hayat zor, sorunlar büyük…

 

Ama umut hep bir yerlerde yaşıyor.

 

Yeşilçam aslında bize şunu fısıldıyor:

 

Her şey kaybolmuş olsa bile, insanın tutunabileceği bir şey mutlaka vardır.

 

Bazen o şey bir aile olur.

 

Bazen bir dost.

 

Bazen bir umut.

 

Bazen de yalnızca yarın her şeyin biraz daha güzel olabileceğine dair küçücük bir inanç…

 

Belki bugün yeniden kendimize sormamız gereken soru şudur:

 

Hayat bizi bu kadar yormuşken, neden birbirimize daha da uzaklaşıyoruz?

 

Neden kırıldığımızda onarmayı değil, tamamen silip gitmeyi seçiyoruz?

 

Neden elimizdekilerin kıymetini, onları kaybetmeden önce anlayamıyoruz?

 

Belki de gerçekten ihtiyacımız olan şey, geçmişe dönmek değildir.

 

Teknolojiden, yeniliklerden ya da bugünün dünyasından kaçmak da değildir.

 

İhtiyacımız olan şey, değişen dünyanın içinde bazı değerleri kaybetmemeyi başarabilmektir.

 

Bir sofrada yeniden buluşabilmek…

 

Birbirimizin sesini gerçekten duyabilmek…

 

Kırıldığımızda hemen vazgeçmek yerine konuşabilmek…

 

Ve en önemlisi, hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, içimizdeki umudu koruyabilmek…

 

Ne kadar yorulursak yorulalım, birbirimize dönebilecek bir yolumuz olsun. Çünkü insan bazen bütün dünyayı dolaşır da sonunda anlar; en güzel yer, kendini ait hissettiği bir kalbin yanıdır.

ETİKETLER: , ,
Adım Büşra Akel. Ayvalıklıyım. Daha çok deneme yazısı yazıyorum. Onun dışında şiir, gezi yazısı da yazıyorum. Gezmek, yazmak ve okumak hayatımın vazgeçilmez hobileri.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.