25 Temmuz 2026, 01:21:25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 19°C
Paz 24°C
Pts 29°C
Sal 31°C

UÇUP GİDEN HAYATLAR

UÇUP GİDEN HAYATLAR
20 Temmuz 2026 17:51
104
A+
A-

Gecenin bir yarısı kâbuslarla uyandım yine. Gözyaşlarım ıslatmış yastığımı, yorgan ısıtamamış hayattan soğumuş bedenimi. Kalkıp çocukları kontrol ettim, melek gibilerdi; kapkaranlık şu dünyada bir aydınlıktı çocuklarım. Kapıda durmuş çocuklarımı izliyordum ki telefon sesi kırdı gecenin sessizliğini. Çocuklar uyanmasın diye koşar adımlarla gittim odaya, telefondaki ismi görünce elim ayağım titredi…

Evliliğimiz taçlanmıştı artık, iki melek gelmişti yuvamıza. Asel ve Aden…

— Dünyanın en güzel annesi nasılmış bakalım?

Ellerinde çiçekler ve en sevdiğim çikolatalarla eşim girmişti kapıdan.

– Dünyanın en merhametli eşini ve babasını bekliyordu.

— Güzel karım benim.

Çiçeği yanıma bıraktı, kutudan bir tane çikolata çıkarıp verdi bana. Verdiği sadece bir çikolata değildi o an; dünyaları vermişti bana; sevgiyi, şefkati vermişti; aşkı, güveni, güzel düşünceyi vermişti.

— Teşekkür ederim canım.

— Afiyet olsun birtanem.

— Ne zaman çıkacağız?

— Sabah canım, çocuklar uyuyor madem hadi sen de uyu biraz, dinlen.

— Tamam canım.

Gözlerimi kapatır kapatmaz uyumuşum. Çocukların ağlama sesine uyandım. Ahmet yoktu odada, zar zor kalkıp aldım Asel’i kucağıma. Aden susmuyordu bu kez de, ikisini birlikte nasıl emzirebilirim ki? Asel’i de bıraktım Aden’in yanına, kalkıp mama hazırladım hemen. Asel emerken Aden’e biraz mama verdim, sonra Asel’e mama verip Aden’i emzirdim. İkisi de uyumuştu.

Ahmet hâlâ yoktu. Doğrusu biraz da kızmıştım; sezaryen dikişlerim acıyordu, oturup kalkmak bile bir işkence bana. Bu işlerin olacağını bile bile beni neden yalnız bıraktı ki? Nereye gitti acaba? “Lavabodadır belki,” diye ilk oraya baktım, yoktu. Koridora çıktım, orası da bomboştu. Tam odaya dönecektim ki bir ses duydum, sese doğru ilerledim yavaş yavaş. Koridorun sonunda hemşire odası vardı, Ahmet’le birlikte bir kadın vardı. Tanıdım o kadındı, Ahmet’in ofisinde çalışan…

Samimiyetlerini yüreğim daha fazla kaldırmadı, zor bela attığım ağır aksak adımlarla döndüm odaya. İki çocuğuma baktım, yüreğimin paramparça olduğunu hissettim; sanki milyon yerinden cam kırıkları batıyordu kalbime. Bunu bana nasıl yapar?!!… Gözyaşlarımda boğulurken kalktım ayaklarımın üzerine, sızlayan dikişlerime bastırdım elimi. Senin ağrın geçer de gördüklerimin yüreğimde açtığı yara öldürür beni…

Kapı gıcırdayarak açıldı, bir hamlede sildim gözyaşlarımı.

— Canım!

“Canın çıksın,” demek isterken, “Efendim hayatım,” diyerek karşıladım. Hafif bir tebessüm ile gözlerinin içine baktım; uzun zamandır fark etmemişim bakışlarını. Bakışları soğumuş, duyguları kaybolmuş, gözlerinde kendimi göremiyorum artık.

— Neredeydin?

— Şey, su almaya çıkmıştım.

— Hmm, su nerede peki?

— Şey, içtim. Gelirken içtim yani. İstersen sana da alayım.

Gözlerini kaçırdı benden, odanın duvarlarını süzdü. Aslında bana her şeyi anlattı o an.

– “Yok, istemem. Yatacağım.”

— Ben mama veririm çocuklara.

— Ben verdim.

— İyi misin hayatım?

— İyiyim Ahmet, iyiyim.

Hayatım derken hayatımı çalmışsın, canım derken canımı almışsın sen benim. Ben ne yapacağım Allah’ım…

Sabaha kadar gözlerime uyku girmedi. Sabah ezanı okunurken hafifçe doğruldum yatağımda, iki damla yaş süzüldü yanaklarıma. Senden başka kimsem yok Allah’ım, senin yolundan başka yol yok. Yalvarırım sen bizi koru, yavrularımı koru. Bir yol göster, bir çıkış kapısı göster bize. Ben bu ihaneti kaldıramam, kaldıramıyorum; bana dayanma gücü ver… Bana… Bana bir yol göster.

Ahmet uyuyordu, elimden geldiğince sessiz hareketler ederek toparladım valizi. Çocuklarımı giydirdim, mamalarını hazırlayıp çantaya koydum. Sırtıma valizi aldım, omzuma çantayı; Asel’in pusetini bir elime, Aden’i diğer elime aldım. Yüreğimdeki yük o kadar ağırdı ki sırtımdaki yük yormamıştı. Sessizce çıktım odadan, kafamın içinde gençliğim çığlık çığlığa haykırırken. Son bir kez dönüp baktım Ahmet’e. On yılımı verdim ben sana, on yıl… Yıllarca çocuğumuz olmadı, vazgeçmedik. Aşkımıza taç konduracağız diye her yolu denedik. Bunun için miydi?

Arkamı dönüp çıktım hastaneden. Bir taksi çağırdım, şoför valizi bagaja koydu. Çocuklarımla arka koltuğa oturdum, hemen mamalarını içirmeye başladım.

— Nereye abla?

— Bilmiyorum, sadece sür abi, söyleyeceğim.

— Tamam.

Kafamın içinde bir uğultu var, başıma şimşek gibi saplanan ağrılar…

— Abla…

— Şile’ye ama ondan önce bir AVM’nin önünde duralım.

— Tamam.

Gördüğünüz ilk AVM’de durduk; bir ay yetecek kadar bez, mama, kıyafet, temizlik malzemesi, yiyecek ve içecek aldım. Kısa süre sonra çocukluğumun geçtiği evin önüne gelmiştik. Yıllar sonra ilk kez… Sahipsizliğin izleri vardı her yerde. Kırık dökük çitler, uzamış kurumuş otlar, rengi solmuş boyası dökülmüş duvarlar. Tıpkı benim hayatım gibi…

Eve girdim, bebeklerimi koltuğa koydum; içimden avazım çıktığı kadar haykırıp ağlamak geliyordu ama iki miniğim için ayakta durmalıydım. Onlar uyurken üst kattaki yatak odasını silip süpürdüm, çarşafları yıkayıp serdim. Sonra uyanan çocukların karnını doyurup temizlediğim odaya getirdim, yatağın üzerine yatırıp yanlarına uzandım; yorgunluktan uyumuş kalmışım. Hava kararmak üzereydi, açlık susuzluk hiçbir şey hissetmiyordum. Çocuk odasını temizlemek için yan odaya geçtim, benim beşiğim hâlâ duruyordu. İyice temizledim, düzenleyip bebeklerimi buraya yatırdım. Bir beşiğe yatırdım yavrularımı, ne hayaller kurup ne hazırlıklar yapmıştım oysa. “Özür dilerim, özür… Özür dilerim böyle olsun istemezdim yavrularım.”

Yatak odasına geçtim, Asel ağlamaya başladı; Aden uyanmasın diye hızlıca gidip aldım, odaya geldim. Emzirmeye çalıştım ama olmadı… Asel ağladıkça yüreğim paramparça oldu, sütüm kesilmişti. Mama hazırlayıp verdim. Ben nasıl bir anneyim… Bebeğimi bile emziremiyorum. Eksik bir kadın gibi hissettim kendimi; bebeklerini bile doyuramayan, kocasının aldattığı, eksik, kaybedilmekten korkulmayan bir kadın… Yüreğimin ağırlığına dayanamayan bedenim yenik düşmüştü.

Gecenin bir yarısı kâbuslarla uyandım. Gözyaşlarım ıslatmış yastığımı, yorgan ısıtamamış hayattan soğumuş bedenimi. Kalkıp çocukları kontrol ettim, melek gibilerdi; kapkaranlık şu dünyada bir aydınlıktı çocuklarım. Kapıda durmuş çocuklarımı izliyordum ki telefon sesi kırdı gecenin sessizliğini. Çocuklar uyanmasın diye koşar adımlarla gittim odaya, telefondaki ismi görünce elim ayağım titredi…

— Ahmet!

— Sude! Neredesin?

— Cehennemin dibinde! Yaptıklarından sonra bu soruyu nasıl sorarsın?

— Ne yapmışım?

— O kadın… O… Sen daha iyi bilirsin!

— Sonunda öğrendin demek?

— Sonunda?

— 2 yıl oldu.

— …

— Evet, 2 yıl oldu; sen özenmiyordun ne kendine ne bana. O…

— Kes! Sana yıllarımı verdim, elimde yarım ekmek varsa aç olsam da tokum deyip sana verdim.

— Annem gibi davrandın bana, karım gibi değil.

— …

— Sende bulamadığım her şeyi buldum onda…

— Kes artık, mahkemede görüşürüz. Boşanıyorum senden!

— Ne mahkemesi, boşanamazsın!

— Öyle de bir boşarım ki, sen de görürsün.

Telefonu suratına kapattım, çocuklar uyanmasın diye bir yastığa kapanıp hıçkırarak ağladım. Kocasına yetemeyen, çocuklarına yetemeyen bir kadınım ben… Kapı kırılırcasına çalındı, titreyerek indim merdivenlerden, kapı ağzına kadar açıktı. Parmak ucunda yavaş adımlarla ilerledim kapıya doğru; bir anda kolumdan biri tutup çekti beni, kapı hızla kapandı ve kapıya yasladı sırtımı.

— Ahmet!

— Sude! Karıcım.

— Git buradan!

— Nereye gideyim? Benim yerim karımın yanı!

— O zaman o kadının yanına git!

— Ona da giderim ama şimdi buradayım.

— Boşayacağım seni!

— Öyle mi?

Cebinde yarısı gözüken bir bıçağa ilişti gözüm sonra karnımda bir ılıklık hissettim, derin bir acı.

-“Git boşa!”

Ahmet bir adım geri çekildi ve ben olduğum yere yığıldım. Omuzlarımdaki yükün altında ezilmiştim bu kez; kafamın içi darmadağın, yüreğim kırık dökük… “Ço…çocuk…larım…” Kapıyı açıp hızlıca çekti kendine, bana çarpan kapı ile yıkılmıştım yan tarafa doğru. Son bir kez baktı gözlerimin içine: “Geber!” Ve kapıyı çarpıp çıktı.

Hayatın bana verdiği her şey yalanmış; sesi titrese canım yanardı, kıyamadığım kıydı bana. Ayağa kalkmak istedim ama ayaklarım tutmuyordu; sürünerek çıktım merdivenlerden. Zor bela gittim odaya, telefondan polisi aradım. Bebeklerim ağlıyor… Gücüm kalmadı, yardım et Allah’ım. Beni güldürmeyen hayat kıymasın çocuklarıma, gözyaşı döktürmesin.

Yine sürünerek geçtim yanlarına, hazır olan mamaları verdim ikisine de. Nasıl da güzel içiyorlar. Hayat size hep gülsün, Allah’ım sizi korusun kuzularım. Beni affedin. Kana bulanmış ellerimle akça pakça kuzularıma son bir kez dokundum…

Hayat bu kadar ucuz mu? Bir can almak bu kadar kolay mı? İyi günde iyi de kötü günde neden hep kadınlar suçlu? Kendi pisliğinizin cezasını bile kadınlara kesiyorsunuz. Neden? Aranan; ev işi yapıp, çocuk doğurup kocası ne derse desin “tamam” diyen, her türlü pisliğine göz yuman bir oyuncak. Ama kadın; kendi ayakları üstünde durmayı bilen, başı dik, her şeyin üstesinden tek başına gelebilen biri oldu her zaman. Namus deyince aklınıza hep kadın gelir; oysa namusun cinsiyeti yoktur, şahsiyeti vardır!

 

 

 

Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü mezunuyum. 24 yaşında bir çocuk annesiyim. Mersin/Mut'da yaşıyorum. Yazmak için değil nefes almak için yazanlardanım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.