Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

ANTİDEPRESAN GÜLÜMSEMESİ – BÖLÜM 4

ANTİDEPRESAN GÜLÜMSEMESİ – BÖLÜM 4
17 Aralık 2025 18:46
183
A+
A-

Bölüm 4 (Final)

O sandalyeden kalktığımda hissettiğim şey, fiziksel bir hareketten çok, ruhumdaki bir sözleşmenin feshiydi. Geçmişle yaptığım sessiz anlaşmayı yırtıp atmıştım. Artık kurban değildim, yaşayandım. O an öldüğümü zannetmiştim, bir daha asla nefes alamayacağımı sanmıştım. Ama şimdi, her şey baştan başlıyordu. Korkularım, o evin kapısından sokağa atıldığımdaki çaresizliğim, uzun yıllardır üzerime yapışıp kalan sessizliğim… hepsi son bulacaktı.

Psikolog Beyefendi’nin verdiği güven, bir kırıntıydı belki. Abimin bana hissettirdiği o mutlak sığınaktan küçücük bir parça. Ama ben buna bile o kadar ihtiyaç duyuyordum ki, o kırıntı, koca bir dağ oldu sırtıma yaslanabileceğim.

Her şey inanılmaz bir hızla ilerlemeye başladı. Odanın beyaz duvarları, yavaş yavaş şeffaflaşıyordu. Başarmak için adım atmaya çok hazırdım. Sadece konuşmuyorduk artık. Evet, her gün seanslar yapıyorduk, boğazıma düğümlenen o düğümleri birer birer çözüyorduk. Ama en güzeli, o artık yalnızca dertlerimi dinlemek istemiyordu. Benimle dışarı çıkıyor ve bana insan olduğumu hatırlatıyordu. Tıpkı bir zamanlar abimin yaptığı gibi… Ama bu kez sakin bir yetişkinin rehberliğinde; neyin eksik, neyin fazla olduğunu bilen bir elin gözetimi altında. Bir keresinde, deniz kenarında, fırtınaya rağmen dimdik ayakta duran eski bir deniz fenerini gösterdi. “Bak Afra,” dedi. “Fırtına herkesi sallar, ama sağlam bir temel seni ayakta tutar. Sen fenerin kendisisin.” Onun gözlerinde bir psikoloğun mesleki dikkati değil, bir insanın, gerçekten duyan bir insanın şefkati vardı. Ben bu şefkati her geçen gün daha çok hissediyordum.

Benimle kitap okuyordu; karakterlerin zaaflarını, yenilgilerini ve en önemlisi kurtuluşlarını tartışıyorduk. Fark ettim ki, yaşamak, sadece nefes almak değil, hikâyenin bir parçası olmaktı. O lanet olası sandalyenin gıcırtısı yüzünden hayatın bana yasaklandığını sanmıştım. Oysa hayat, odanın dışındaydı. Psikolog Beyefendi benimle vakit geçiriyordu, bir arkadaş, bir abi gibi, ama her şeyden önemlisi iyileşmemi benden çok isteyen biri…

Günler böyle hızlıca geçmiş ve üçüncü ayı bitirmiştim. Bir sabah, odamdaki küçük banyonun aynasına yaklaştım. Uzun zamandır kendi yansımama bakmıyordum. Gördüğüm ilk şey, yüzüme istemeden yerleşen o zoraki tebessümdü: Antidepresan gülümsemesi. Elimi uzatıp ona dokundum, sanki bir maskeydi. Çekip çıkarmak için sabırsızlandığım bir maske… Arada çıkardığımı hissettiğim ama her seferinde bende kalan bir maske…

Sonra dikkatle baktım. Yanaklarımdaki o hafif pembelik, uzun zamandır görmezden geldiğim kızıl saçlarımın ahengi ve en önemlisi, balköpüğü gözlerim… Onlar, kederden, korkudan ve uykusuzluktan kapanan, hep yaşlarla ağırlaşan gözlerdi. Ama şimdi, onlarda küçük, parlak bir pırıltı vardı. Hayatın yavaş yavaş geri sızdığı bir ışıltı.

“Afra Zeynep,” diye fısıldadım, ismimi ilk kez gerçekten sahiplenerek. “Sen yirmi dört yaşındasın ve güzel bir kadınsın. Sen, o iğrenç insanların seni hapsetmek istediği o küçük kız değilsin. O sandalyenin kirlettiği bir eşya hiç değilsin. Sen, bütün o kaosun ortasında hayatta kalmayı başarmış bir fenersin. Korktun, bağırdın, sustun… Ama bitti. Sen bir katil değilsin. Onlar seni öldürmek istedi, ama sen yaşadın, yaşıyorsun. Ve bundan sonra, bu gözler, yalnızca senin seçtiğin şeyleri görecek.”

Gülümsemem değişti. Yüzümdeki kaslar, antidepresanların zorlamasıyla değil, kalbimin hafiflemesiyle yayıldı. Bu, güvenin verdiği, içten bir gülümsemeydi. Tam ben uzun uzun aynada kendime bakarken Psikolog Beyefendi içeri girdi. Elinde o tanıdık ilaç kutusu yoktu. Yatağımın kenarına oturdu.

“Afra,” dedi yumuşak bir sesle. “Antidepresan gülümsemesi sana bir mola verdi. Hayata tutunman için bir can simidiydi. Ama artık, o simide ihtiyacın yok.”

Gözlerine baktım. Bir karar anıydı bu. Yıllardır süren o kısır döngünün, o sürekli korkuyla savrulmanın sonu. İçimdeki son kuşku kırıntısı da dağıldı. Gerçekten maskeyi söküp atmaya hazır olduğumu hissettim. Korkusuzca…

“Haklısınız,” dedim. Sesim titrek değildi, bir dağ çeşmesi kadar berraktı. “Artık kendi gülümsememe sahip olmak istiyorum. İçten bir gülümseme, gerçekten güven veren bir gülümseme.”

Biliyorum ki, o sandalyenin gıcırtısı ve tacizin izleri daima derimin altında benimle kalacak. Ama artık o kayıt, bir mahkûmiyet değil, bir başarı hikâyesinin dipnotu. Ruhumda, kimi zaman beni taşıyan kimi zaman da yere vuran kanatlar var. Ama ben o kanatların acısını da gücünü de sahiplenip, her düşüşten sonra yeniden hafiflemeyi öğrendim. Ve şimdi, aynı kanatlarla göğe doğru yükselmeyi seçiyorum.

Hayatımdaki tüm o acımasız ve iğrenç insanlar beni kendimden vazgeçirecek kadar yormuştu. Ama ben vazgeçmedim. Bana verilen ceza bitti. Şimdi, bu son cümleyi okuyan sen. Benim hikayeme tanıklık eden, Afra Zeynep’in karanlık sokağında duran sen.

Eğer içindeki o küçük çocuğu hâlâ ellerinde tutuyor, susturulmuş çığlıklarını dinliyor ve “Ben katilim!” diye haykırdığım gibi, kendini suçlu hissediyorsan… Dur!

O sandalyeye oturtulmayı ben istemedim. O acıyı hak etmedim. Sen de hak etmedin. İnsanlar suçluydu, bedelini ödemek zorunda değilsin. O küçücük Afra’nın, o sokak lambasının altında sendelerken hissettiği her şey, bir illüzyondu; başkalarının sana yüklediği bir yalan.

Ben umudunu yol boyunca parça parça yitirmiş bir kızdım. Ama o parçaları toplayıp, onlardan daha sağlam bir zemin inşa ettim. Ve sen de edebilirsin.

İyileşmek korkusuz olmak değil, korkuyla beraber yürümeyi öğrenmektir. Unutma, sen fenerin kendisisin. Fırtına geçecek ve sen dimdik ayakta kalacaksın.

Ben yaşamayı seçtim… ve içimdeki karanlığı yarıp ışığa ulaştım.

Düşerek başladığım yol, sonunda beni yeniden doğmaya taşıdı. Şimdi aynı ufuk senin önünde; korkuların titrese bile seni taşıyacak bir güç var içinde. Ben başardım, çünkü yeniden soluklanmayı hak ettiğime inandım. Şimdi sıra sende. Kaldığın yerden değil… ışığa en yakın olduğun yerden başla. Yürü, doğmak bazen sadece bir adım kadar yakın.

Yazarken kendime yaklaşıyorum. Düşüncelerim sakinleşiyor, içimdeki karmaşa yerini dinginliğe bırakıyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.