25 Temmuz 2026, 02:17:44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 19°C
Paz 24°C
Pts 29°C
Sal 31°C

BUZDOLABININ IŞIĞI

BUZDOLABININ IŞIĞI
17 Temmuz 2026 15:07
119
A+
A-
Çocukken buzdolabının kapağını yavaşça kapatır, ışığın tam olarak nerede söndüğünü yakalamaya çalışırdım. Kapak daraldıkça başımı araya sokar, soğuk havanın yüzüme vurmasına aldırmadan içeriyi izlerdim. Işık direnirdi. Sonra incecik bir aralık kalırdı ve karanlık, benden önce davranırdı.

Onu hiçbir zaman suçüstü yakalayamadım.

Sonradan aklıma başka bir ihtimal geldi: Işık hiç sönmüyordu. Kapak kapandıktan sonra peynirlerin, reçel kavanozlarının ve yarım bırakılmış limonların üzerine daha güçlü doğuyordu. Buzdolabının içindekiler, yalnız kaldıklarında küçük bir güneşe sahipti; biz kapağı her açtığımızda bu gizli gündüzü bozuyorduk.

Bu başarısız takip zamanla mutfaktan taştı. Aynı düzeneği insanların yüzlerinde de görmeye başladım. Biri odaya girdiğinde içimizde bir ışık yanıyor. Omuzlarımızı düzeltiyor, sesimizi ayarlıyor, ellerimize makul bir yer buluyoruz. Biri baktığı sürece aydınlığız. Kapı kapanınca yüzümüz değişiyor.

Bu değişime hemen “yalnızlık” demek haksızlık olur. Yalnızlık fazla büyük, fazla gürültülü bir kelime. Benim sözünü ettiğim şey daha küçük: Görülmemenin verdiği kısa tatil.

Asansörde tek başına kalan birinin, aynaya bakmadan önce çıkardığı yüz gibi. Gece mutfağa su içmeye giderken yürüyüşümüzün bozulması gibi. Evde kimse yokken bir şarkının yalnızca sevdiğimiz kısmını beş kez dinlemek gibi.

Kimse görmüyorsa davranışlarımızın gerekçeye ihtiyacı kalmıyor.

Bir keresinde otobüs durağında takım elbiseli bir adamın, çevresine baktıktan sonra kaldırımdaki sarı bir yaprağa bastığını gördüm. Yaprak çıtırdadı. Adam hafifçe gülümsedi ve hemen yeniden ciddi yüzünü takındı. Sanki çocukluğu cebinden yanlışlıkla düşmüş, onu hızla yerden almıştı. Bana baktığını fark edince kravatını düzeltti.

Işığı yanmıştı.

Yine de kapılar kapanınca ortaya çıkan yüzü “gerçek yüz” ilan etmek kolaycılık olur. Karanlık, dürüstlüğün garantisi değildir. Üstelik tek bir gerçek yüzümüz bulunmayabilir. İnsan, bakışlarla çalışan tuhaf bir ev aleti olabilir: Her göz başka bir düğmeye basar, içimizde başka bir bölmeyi aydınlatır. Annemizin yanında başka, bir yabancının yanında başka, kendi odamızda bambaşka bir renkte yanarız.

En çok da kimsenin kapağımızı açmadığı anları merak ediyorum.

Orada ne yapıyoruz?

Sessizce bekliyor muyuz, yoksa içimizdeki kavanozlar yer mi değiştiriyor? Unuttuğumuz hevesler raflardan iniyor, çocukça düşünceler buzluğun gizli güneşinde çözülüyor olabilir mi? İnsan kendisine en çok, kendisini izlemeyi bıraktığında benziyor olabilir.

Artık buzdolabının ışığını yakalamaya çalışmıyorum. Bazı şeylerin gözümüzün önünde gerçekleşmemesi, onların gerçekleşmediği anlamına gelmez. Üstelik ışığın sırrını öğrenirsem bütün büyü bozulabilir.

Bırakıyorum kapak kapansın.

İçeridekilerin de biraz yalnız kalmaya hakkı var.

Emirhan Koşar, 2008 doğumlu; öykü, şiir, felsefi ve kültürel denemelerle kendine küçük bir dünya kurmaya çalışan sıradan biri. Ayrıca Melankoli Saati kitabının yazarı.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.