SARILDIM PARÇALADIM
Abartmaktan kendimi hiç alıkoyamam. Yediğim yemeğin lezzetini, gördüğüm manzaranın güzelliğini, havanın sıcaklığını, dinlediğim şarkıları, konuştuğum konuları, okuduğum kitapları, izlediğim filmleri, sevdiğim küçük şeyleri ve daha nicesini abartırım. Duygularım ise bu durdurulamaz abartma sanatımın en aleni kurbanlarıdır.
Bedenime sığdırabildiğim her türlü duyguyu abartırım. Sevgimi, nefretimi, özlemimi, sevincimi, kederimi, sakinliğimi ve öfkemi de öyle. Ama en çok, en çok da sevgimi abartırım. Bunu ben kontrol edemiyorum, zaten bu yüzden çoğu zaman üzülüyorum.
Çok seviyorum. Sevdiklerimi çok seviyorum. Bana güzel anılar bırakan her türlü şeyi çok seviyorum. Ama sevmeyi sevmiyorum. Çünkü sevgimle boğuyorum. Ne kadar çok seversem o kadar üzüyorum, bir o kadar da üzülüyorum. Dozunu ayarlayamıyorum. Sarıp sarmalamak, göğsüme bastırmak isterken sürekli kırıp döküyorum. Üzülmesinler diye her şeyi yaparken asıl üzen ben oluyorum. Onların üzülmelerinin sebebi ben olduğumda daha çok üzülüyorum. Ama bunu neden yapıyorum? Bilmiyorum.
Zehrin dozunu ayarlarsan şifa da olur, bela da derlerdi. Ne yazık ki benim sorunum da bu, ayarsız olmak. Benim sevgim her iki taraf için de panzehirsiz bir zehir. Sarılıyorum, sonra da parçalıyorum. Bunu yapmaktan nefret ediyorum. Bu yüzden bir süredir sevgimi içime gömüyorum. Doğrusu bu mu bilmiyorum. Belki böyle yaparak araya duvarlar örüyorum, onu da bilmiyorum ama başka bir çaresini bulamıyorum…