EMPATİ EKSİKLİĞİ VE DUYARSIZLAŞAN TOPLUM
Kalabalık caddelerde insanlar omuz omuza yürür, otobüsler dolup taşar, meydanlar insan sesleriyle yankılanır. Şehir, hiç durmadan nefes alır gibi hareket eder; buna rağmen bu hareketliliğin içinde derin bir sessizlik hissedilir. Çünkü aynı sokakları paylaşan insanlar, çoğu zaman birbirlerinin iç dünyasına ulaşamaz. Yan yana yürüyen kalabalıklar, aslında birbirine uzak hayatlar taşır. Bir bankta oturan yaşlı adamın bakışlarında bir ömürlük özlem saklıdır; yorgun adımlarla ilerleyen bir işçinin yüzünde ise görünmeyen bir yorgunluk. Gülümsemenin ardına gizlenen kırgınlıklar, çoğu zaman fark edilmeden geçip gider. İnsanlar görür, ama anlamaya çalışmaz; duyar ama hissetmez.
Empati, bir insanın başka bir insanın duygusuna yaklaşabilmesidir. Onu anlamaya çalışmak, yargılamadan dinlemek ne yaşadıklarına saygı göstermek; insan ilişkilerinin temelini oluşturur. Buna rağmen modern yaşamın hızına kapılan birey, çoğu zaman yalnızca kendi dünyasına odaklanır. Bu odaklanma arttıkça, çevresine karşı duyarlılık azalır. Geçmişte mahalle kültürü daha güçlüydü; insanlar birbirini tanır, birbirinin hâlini sorar, sevincini de acıyı da paylaşırdı. Bir evden yükselen mutluluk sokaklara yayılır, bir evde yaşanan üzüntü herkesin kalbine dokunurdu. Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanlar bile çoğu zaman birbirinin adını bilmeden yaşamaktadır; duvarlar yükseldikçe, insanlar arasındaki mesafe de artmaktadır.
Teknolojinin gelişmesiyle iletişim kolaylaşmış, uzaklar yakın hâle gelmiştir. Buna rağmen yüz yüze iletişimin sıcaklığı azalmıştır. Aynı ortamda bulunan insanlar bile telefon ekranlarına yönelmekte, sohbetler yerini kısa ve yüzeysel konuşmalara bırakmaktadır. İnsanlar konuşur, fakat birbirini dinlemez; görür fakat fark etmez.
Empati eksikliği günlük yaşamın birçok alanında kendini gösterir. Trafikte yaşanan küçük bir anlaşmazlığın büyümesi, sosyal medyada düşünmeden yapılan kırıcı yorumlar, zor durumda olan birine kayıtsız kalınması bu durumun örneklerindendir. Oysa her insanın görünmeyen bir hikâyesi vardır; dışarıdan sakin görünen bir yüzün ardında fırtınalar kopabilir. Duyarsızlaşmanın önemli nedenlerinden biri, sürekli olumsuz haberlere maruz kalmaktır. Savaşlar, afetler, kazalar ve insan dramları ekrandan hiç eksik olmaz. Zamanla bu görüntülere alışılır. İlk günlerde hissedilen derin etki yerini sıradan bir izleyişe bırakır. Duygular yavaş yavaş körelir, insan zihni yorulur.
Bir toplumun gücü yalnızca ekonomik ilerleme ile ölçülmez; asıl güç insanlar arasındaki bağlarda gizlidir. Merhamet, anlayış ve dayanışma bu bağların temelidir. Bir insanı dinlemek, ona değer vermek, zor zamanında yanında olmak; küçük görünen ama toplumu ayakta tutan davranışlardır. Empati zayıfladıkça yalnızlık artar, insanlar birbirinden uzaklaşır. Oysa anlayışın hâkim olduğu bir toplumda güven duygusu güçlenir, ilişkiler derinleşir yaşam daha anlamlı hâle gelir.
Sonuç olarak çağımızın en sessiz fakat en derin sorunlarından biridir empati eksikliği. İnsanlar aynı dünyayı paylaşsa da çoğu zaman aynı duyguda buluşamaz. Oysa bir insanın hayatına dokunmak için büyük sözlere değil, samimi bir bakışa, içten bir dinleyişe ve gerçek bir anlayışa ihtiyaç vardır.