AKADEMİK DİLİN ŞİİRSELLİĞİ
Bir akademisyen, sabaha çoğu insandan farklı uyanır. Gün henüz tam aydınlanmadan bilgisayarını açar, e‑postalarını kontrol eder. Daha beynine ve hücrelerine oksijen dolmadan zihni sorularla, ihtimallerle ve yeni bilgilerle dolar. Sanki zihninin içinde hiç durmadan çalışan görünmez bir arama motoru vardır. Her okuduğunu önce belleğine sonra şüphesine gönderir, doğrular, karşılaştırır ve yeniden sorgular.
Akademisyenin en uzun sohbetleri çoğu zaman insanlarla değil kendi düşünceleriyle olur. Çevresindeki insan sayısı belki parmakla gösterilecek kadar azdır, fakat zihnindeki sesler hiç susmaz. Ona “Bugün ne yapacaksın?” diye sorsanız büyük ihtimalle tek kelimeyle cevap verir: “Çalışacağım.” Bu cevap, dışarıdan bakana sıradan görünür. Hatta bazıları bunu bilime gösterilmiş abartılı bir bağlılık olarak yorumlar. Oysa bir araştırmacının içinde hiç dinmeyen üretme ihtiyacını, yeni bir bilgiye ulaşmanın verdiği heyecanı ve cevabını henüz bulamadığı soruların ağırlığını herkes anlayamaz.
Akademiye hoş geldiniz sayın okur.
Eğer bu yolun yalnızca çabalamakla yürüneceğini düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Emek vazgeçilmezdir, fakat tek başına yeterli değildir. Zekâ, güçlü bir analiz yeteneği, istikrarlı bir karakter ve sürekli güncel kalabilme disiplini bu yolun olmazsa olmazlarıdır. Kimi zaman alanınıza ait yüzlerce kavramı, onlarca kuramı ve sayısız tartışmayı zihninizde aynı anda taşımanız gerekir.
Akademik dilin kendine özgü bir şiirselliği vardır. Herkesin anlayacağı bir şiir değildir bu, okuru azdır. Hatta kimse boş bir gününde “Bugün bir bilimsel makale okuyayım.” diye düşünmez. Fakat bu dilin büyüsüne kapılan biri için geri dönüş kolay değildir. Çünkü akademi, insanı yalnızca bilgiye değil sürekli düşünmeye de bağımlı hâle getirir.
Hakikatle bağını koparmak istemeyen bir şairin ruhunu bulursunuz makalenin her satırında; söyleyenin bile söylediğini unuttuğu bir sözü kanıtlarken, ölen birinin savını savunmaya çalışırken ve gönülden inandıklarını herkese açıklamaya çalışırken. Nitekim Bilgin’in (2006, s. 8) ifadesiyle, araştırmacı dokümanlar üzerinde titizlikle çalışan bir dedektif gibi hareket eder. İncelediği metinlerin anlamını ortaya çıkarmaya çalışırken, aynı zamanda ulaştığı anlamları gerekçelendirme ve kanıtlama çabası içerisindedir.
Kalemin tıkandığı anlarda bile araştırmacının zihni durmaz. “Daha ne üretebilirim? Hangi sorunun peşinden gitmeliyim?” diye düşünmeye devam eder. Onun tatmin olma süreci, okyanusta yüzen bir file benzer. Devasa bedeniyle derin sularda ilerlerken akıntıya teslim olmaz, yönünü sezgisi ve analitik düşüncesi belirler. Yorulur, üşür, zaman zaman dibe çekiliyormuş gibi hisseder. Ama hayatta kalmak için hortumunu suyun üzerine çıkarıp derin bir nefes almayı bilir. Sonra yeniden ilerler.
Eğer ruhunda bu dayanıklılık olmasaydı o uzun mesafeleri katetmesi mümkün olmazdı. Bilim insanını ayakta tutan şey yalnızca başarı değildir, başarı ihtimalidir. Yolun sonunda onu bekleyen keşif, çözülen bir problem, yayımlanan bir makale ya da insanlığa eklenen küçücük bir bilgi kırıntısıdır. Belki dünya o bilgiyle değişmez fakat araştırmacının dünyası değişir.
İşte akademik dilin şiirselliği tam da burada saklıdır. Şiir bazen kafiyede değil sabırda yazılır. Bazen bir mısra, aylarca süren bir dipnota dönüşür. Ve bazen de en güzel metafor, insan ömrünü adadığı bir sorunun peşinden yılmadan yürümesidir.
Kaynakça:
Bilgin, N. (2006). Sosyal bilimlerde içerik analizi teknikler ve örnek çalışmalar. Ankara: Siyasal Kitabevi.