BELİRSİZLİĞİ BEKLEMEK
Hayat hakkında hiçbir tecrübesi olmayan bir çocuk bile bazı şeyleri beklemekten kaçınılmaz bir heyecan duyabilir. Ama gel gör ki her bekleyiş heyecan getirmiyor. Hayallerimiz bir bekleyişe dönüşüyor. Fark etmeden geleceği bekleyerek yaşamaya başlıyoruz. Üstelik beklediğimiz şeyler de biz büyüdükçe bizimle değişiyor. Çocukken kurduğumuz beklentilerin çoğunun belirli bir zamanı vardır. Doğum günümüz, yaz tatilinin başlangıcı, okulun ilk günü… Ama yaşımızla birlikte beklediklerimiz için geçen süre de belirsizleşmeye başlıyor. Belki de süre değişmiyor ama beklentilerimiz değişiyor. Çocuk olan biz daha somut şeyleri bekliyorken büyüdükçe bazen neyi beklediğimizi bile bilmeden bir şeyleri beklerken buluyoruz kendimizi. Önemli sınavları, işe başlamayı, hayatımızı düzene sokmayı, sağlıklı ve mutlu olacağımız günü bekliyoruz. Zaman geçiyor, beklentiler bazen gerçekleşiyor bazen de değişiyor ama sonuç olarak “zaman geçti” hissi kalıyor bize. Biz de kendimizi bu geç kalmışlık ve nereden geldiğini bilmediğimiz pişmanlık hissiyle yaşamaya zorluyoruz.
Bekleyişler elbet bir gün sonlanıyor. Çok uzun sürse bile bazen hayal ettiğimiz şekilde, bazen de tamamen farklı olarak gerçekleşiyor. Bir diğer ihtimal de geldiğimiz noktanın hayal ettiğimiz kadar tatmin edici olmaması oluyor. Beklediğimiz şey tamamen istediğimiz gibi oluyor ama bakıyoruz ki istediğimiz tam olarak o değil. Bekleme sürecinde sonucunun daha güzel olacağını umuyor ve o umuda tutunuyoruz.
İşte hep bu şekilde sonucunu bilmediğimiz ihtimallere tutunup yıllarca çabalıyoruz ve sonunda her şey sonuçlanmış olsa bile bu mücadelenin bir galibi olmuyor. Zamanın bizden götürdüklerinin farkına varmamızla içimiz pişmanlıkla doluyor. Hayallerimizi beklemek güzeldir ama ona sahip olduğumuzda her şeyin sonuca ermiş olması bizim için yeterli gelmez. Gerçekleşen her hayal, umut olmaktan çıkar. Hayalsiz kalan insan da kendisini ayakta tutan dayanaklardan birini kaybeder. Aslında biz bir hayale değil de bir şeyi bekliyor olmaya tutunuyoruz. İçten içe bir sonuca ulaşmaktansa bizi oraya götüren yolu arzuluyoruz. Zamanın geçmiş olması bir yana, artık o ilk hayali kurduğumuz yaşta değiliz; sadece yaşımız değil, biz de değişiyoruz. Bu nedenle de bir bakıyoruz ki isteklerimiz değişmiş, yönümüzü şaşırmışız.
Yeni bir güne uyanabilmek için o güne bir umut sığdırmamız gerekiyor belki de. O umut sayesinde her gün yeniden başlama cesaretini bularak ilerleyebiliyoruz. Bekleyiş ne kadar belirsiz olursa olsun sonucunun iyi olacağına inanarak yaşamaya çalışıyoruz. Ne kadar gün geçerse geçsin bekleyişlerin bir sonu olmuyor. Kaybedecek zamanımız yokmuş gibi bir aceleyle yeni bir umut buluyoruz kendimize. Oysa beklerken geçirdiğimiz o uzun süre bize hiçbir zaman külfet gibi gelmiyor. Çayın yeterince beklemeden demlenmemesi gibi biz de o belirli süreyi beklemeden hayallerimize ulaşamıyoruz. Bunun bilinciyle dayanabiliyoruz o aradaki belirsiz zamana. Amacımıza ulaştığımız anda kaybettiğimiz zamanın da bilinciyle başka bir şeyi beklemeye başlıyoruz. Yeterince zaman kaybettiğimizi ve belki de bir şeylere geç kaldığımızı düşünüyoruz.
Gelecek için umut ettiğimiz ya da heyecan duyduğumuz bir şey olmadığı zaman okyanusun ortasında can yeleğimiz bile olmadan kalmışız gibi savunmasız hissetmeye başlıyoruz. Beklentimiz olmadığında günü tamamlayıp yarın yeni bir güne başlayabilmek için gerekli motivasyonu bulmakta zorlanıyoruz. Belki de beklemek, umudun zaman içindeki hâlidir. Bu yüzden içten içe beklediğimiz şey hiç gelmesin istiyoruz. Çünkü biz bir belirsizliği bekliyor olsak bile bizi ayakta tutan şey bekleme eyleminin kendisi oluyor. Beklerken sonunda tatmin olup olmayacağımızı bile bilmeden umutlanıyoruz. Tatmin olamayacak olmamızdan korkuyoruz, bunca zaman yanlış şeyi beklemiş olmaktan… Her şeye rağmen beklemeye devam ediyoruz. Başka türlüsünü bilmiyoruz çünkü.
Beklerken geçip giden zaman bize aslında hiçbir bekleyişin son bekleyiş olmayacağını öğretiyor. Hâlâ bir şeyleri beklemeye sabrımız ve gücümüz olduğu için geçen günlere dayanabiliyoruz. Her gün yeniden filizlenen umut tohumlarıyla uyanıyoruz güne. Bazı tohumlar çürüyor, bazıları da çiçek açıp günden güne soluyor. Ama biz yaşadığımız sürece yeni tohumlar ekmeye devam ediyoruz. Bahçemizde gül yetişmiyor diye yeni tohumlar ekmekten vazgeçmiyoruz. Zaman bize kaybettirse bile umudumuzdan güç alarak yeniden başlıyoruz. Çünkü beklediğimiz her gün, belirsizliğe rağmen bir adım daha atıyoruz.