EY ULU ÖNDER ATATÜRK
29 Ekim 1923 tarihinde,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun büyük bir gurur ve onur kaynağıyla ilan edildiği bu müstesna günde, sizlere en derin saygılarımı ve en iyi dileklerimi sunmaktan mutluluk duyarım. Bu tarih, milletimizin azimle, kararlılıkla ve eşsiz bir dayanışma ruhuyla gerçekleştirdiği büyük bir devrimin sembolüdür. Siz o gün eşsiz deha ve engin ferasetle, milletimizin bağrından yükselen bir güneş gibi doğdunuz; zincirleri kıran, esareti yok eden ve istiklal meşalesini tutuşturan bir kahraman olarak tarihe adınızı altın harflerle kazıdınız. 97 yıl önce, milletin azim ve kararlılığıyla örülen bu ulu çatının önderliğinizde bir ulusun yeniden dirilişine, bir medeniyetin yeniden inşasına vesile oldu. O günler, tarihin en çetin imtihanlarından birinin ardından gelen zaferin ve umudun eşsiz bir tablosunu çiziyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde, Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle birlikte topraklarımız işgal altında, milletimiz ise bitkin ve umutsuz bir hâldeydi. Ancak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basışınızla, bu karanlık tabloyu aydınlığa çevirdiniz. O ilk adım, bir milletin uyanışını, bir ulusun yeniden doğuşunu müjdeleyen kutsal bir kıvılcım idi. 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, işgal altındaki bir milletin kendi iradesiyle ayağa kalkışının simgesiydi. Ve nihayet 29 Ekim 1923’te, Ankara’nın soğuk ama umut dolu sabahında, Cumhuriyet’in ilanıyla Türk milleti kendi kaderini kendi elleriyle yazdı. O an, Çankaya’da toplanan meclis binasında yankılanan alkışlar, meydanlarda dalgalanan bayraklar ile birleşti; bu, bir milletin hürriyetle nefes alışının, bağımsızlığın ebedi bir mühürle taçlandırılışının tarihiydi. O günlerde, Anadolu’nun her bir köşesinde destanlar yazıldı. Köylü kadınlar cepheye mermi taşıdı, gençler vatan için can verdi. Kara Fatma, Nene Hatun, Onbaşı Nezahat ve nice isimsiz kahraman, sizin liderliğinizde birleşti; Sakarya’nın sularında, Dumlupınar’ın dağlarında, Büyük Taarruz’un tozlu yollarında bu aziz vatanı kurtarmak için canlarını feda ettiler. İstanbul’un işgal altında olduğu o karanlık yıllarda, milletin tek sığınağı, sizin o çelik gibi iradeniz ve milletin sarsılmaz birliğiydi. Cumhuriyet’in ilanıyla, harap olmuş köyler, yıkılmış şehirler yeniden imar edilmeye başlandı. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sözünüz, bu toprakların her bir evladına, her bir ferdine eşitlik ve hürriyetin eşsiz haberini fısıldamıştı. Cumhuriyet’in temel taşlarını oluşturan inkılaplarınız, ilimden irfana, sanattan siyasete her alanda bir milleti çağdaş ufuklara taşıdı. Harf Devrimi ile kadınlara okuma-yazma kapıları aralandı, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınarak tüm milletlere örnek oldunuz; kısacası, her adımda sizin vizyonunuz bu milleti geleceğe hazırladı.
Türkiye gençliği olarak, bu şerefli emaneti sonuna dek koruyacak, geliştirecek ve yüceltecek olduğumuzu bir kez daha haykırıyor; aziz hatıratınız önünde saygıyla eğiliyor, size şükranlarımızı sunarız.