KARARTAN AYDINLIK
Bazen aydınlanmanın öyle durup dururken geleceğini düşünüyoruz. Bir konuşmanın ortasında, bir şarkının nakaratında, bir kitabın satır aralarında, bir çöküşün ortasında ya da belki birini kaybettiğimizde.
“Aydınlanmak”tan tam olarak ne anladığımıza da bağlı tabii. Bahsedilen aydınlanma meselesinden sonra eskisi gibi devam ediyorsak bazı şeylere, demek ki tam olmamış o iş.
Aydınlanmak kelimesinin kökü “aydın”dan türemiştir. Aydın kelimesinin kökeni ise Eski Türkçede “ay-“ fiilinden gelir. Eski Türkçede “ışık saçmak, parlamak” anlamına gelir. İşte bu nedenle “aydınlandığımız” sözde her neyse orada durup bir bakmak gerekiyor. Bu durum beni ne derecede değiştirdi veya kelimenin tam anlamıyla parlattı mı?
Demek ki o durum her neyse bizi biraz cilalaması, parlatması gerekir. Ama günümüzde “Ha tamam, aydınlandım” cümlesini çok genel kullanıyoruz. Aydınlanmayı bu şekilde biraz basite alıyoruz.
Bence aydınlandığımız her neyse o durum bizim -en azından- bir yönümüzü değiştirmeli. Kendi içimize de dışımıza da ışık saçabilmeliyiz.
Yaşadığımız çağ, bizi her şeyi bildiğimiz yanılgısına kaptırsa da aslında çoğu şeyi yüzeysel olarak öğreniyoruz. Derin manaları bulamayıp modern çağın yüzeysel bilgisinde boğuluyoruz. Ve bunlar olurken de hiç sorgulamıyoruz kendimizi. Tabloya dışarıdan bir gözle baktığımızda aslında var olan resimde kendimizi de kaybederken görüyoruz.
İşte tam da bu noktada “aydınlanmak” konusunu daha fazla idrak etmek gerekiyor. Neyi bildiğimizi ya da neyi bilemediğimizi iyice düşünüp tartmalı. Yoksa yok yere “aydınlandım” demekle sadece kendimize ışık verebiliriz. Ancak bu, yolumuzu aydınlatmaya yeter mi bilmiyorum. Nasıl ki kış güneşi bizi ısıtmıyorsa kendimize yaktığımızı sandığımız bu ışık da ne yolumuzu aydınlatır ne de çıkış yolu sunar.
Yazının başında da dediğimiz gibi esas mesele, “aydınlanmak”tan anladığımızın tam olarak ne olduğudur.