ZAMANIN ÖRDÜĞÜ KABUK
Hayatta bazen öyle anlar yaşarız ki…
Kendi etrafında dönüp duran bu dünyayı durdurup başımızı yukarı kaldırmak isteriz. Boşlukların içinde kaybolmuş gibi olur, lügatimizde kendimizi ifade edecek tek bir kelime bile bulamayız. Zihnimizin koridorlarında yankılanan sessizlik, dışarıdaki tüm gürültüleri bastırır. Kalabalıkların içinde tek başımıza kalmış gibi hisseder, etrafımızdaki her şeye yabancılaşırız. İçimizdeki bu duygu karmaşasından hiç kurtulamayacağımızı sanırız, görünmez bir el yakamıza yapışıyor gibi gelir.
Bazı günler evimizin kapısından gözyaşlarıyla gireriz. İçimiz sıkılmış, boğazımız düğümlenmiştir, sanki ayaklarımız geri geri gider. O an, bu kâbusun hiç bitmeyeceğini düşünürüz. Bir girdapta gibiyizdir. Oysa zihnimizin en büyük yanılgılarından biri şudur: Anlık duygu durumlarımızı kalıcı sanmak. Yaşadığımız o ağır saniyeler, sanki ömrümüzün geri kalanına yayılacak devasa bir gölgeye dönüşür. Gece hiç bitmeyecek, şafak bir daha hiç sökmeyecek gibi gelir ve koyu bir karanlığa teslim oluruz. Bu duygudan çıkamayacağımız düşüncesi bizi ele geçirir. Tam da bu yüzden “hep böyle kalacak” hissinden kendimizi çekip çıkarmamız gerekir.
Çünkü duygular rüzgâr gibidir; gelir, savurur, yıpratır, bazen köklerimizi bile yerinden oynatır ama sonunda geçer gider. Ve biz bunun farkında olmalıyız. Bugün gözyaşlarıyla girdiğimiz kapıdan, bir gün kahkahalarla içeri adım atacağımızı bilmeliyiz. Çünkü yaşam, duygularımızın akıp gittiği bir nehir gibidir; hiçbir duygu sonsuza kadar aynı kalmaz. Su akar yolunu bulur , ruhumuz da aynı şekilde kendi yolunu bulacaktır. Biz fark etmesek de zaman, o derin sızıların üzerine ince ve şifalı bir kabuk örer. Biz üzüntümüzü yaşarken bile içimizde iyileşmeye çalışan bir taraf vardır.
Geçicilik kelimesi, olumsuz duygular çağrıştırsa da aslında insanın en büyük konforudur. Unutmasak, geçmese… Bu hayatı taşıyabilir miydik? Her ihaneti, her kaybı, kırıldığımız her anı ilk günkü tazeliğiyle göğsümüzde taşısaydık kalbimiz bu ağır yükün altında ezilip kalırdı. Geçmişin tozunu silkeleyip yola devam edebiliyorsak bu, geçiciliğin bize sunduğu o sessiz şefkat sayesindedir.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi “Her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur.”