17 Eylül 2026, 14:31:10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Yağmurlu
Afyon
17°C
Yağmurlu
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 24°C
Pts 26°C

HİÇBİR YER SENİN DEĞİL AMA HER YER SENİ BEKLİYOR

HİÇBİR YER SENİN DEĞİL AMA HER YER SENİ BEKLİYOR
11 Eylül 2026 13:59
153
A+
A-

“Ve biz ne kadar savrulursak savrulalım eve döneriz. Bu, çıktığımız ev olmayabilir. Ama biz eve döneriz. Eve dönmeliyiz de.”

 

Şükrü Erbaş böyle açıklıyor eve dönme ihtiyacımızı. Nereye gidersek gidelim, ev dediğimiz o yerden ne kadar uzaklıkta olursak olalım ve hatta kiminle, kime gidersek gidelim, bir gün yine eve döneriz. Gelişlerimiz de gidişlerimiz kadar yargılanmadan kabul edilir o yerde. Tüm arayış ve çabalarımıza rağmen hiçbir yerde bulamadığımız o güven ihtiyacımızın karşılandığı, ait hissettiğimiz, tanındığımız ve belki de bir şey ya da biri tarafından beklendiğimiz yerdir orası. Ama mutlaka beklenmemiz de gerekmez. Bir ödül ya da son durak değildir. Kimse beklemese bile; toprağı, havası, kokusu tanıdıklık hissiyle sarar etrafımızı.

 

Her ne kadar ait olduğumuz yer netmiş gibi görünse de bazen o kadar da kolay olmuyor. Evimizi bulmak için uzun yollar gitmemiz gerekebiliyor. Onu ararken de ait olmadığımız ama bir şekilde sanki aitmişiz gibi hissettiğimiz yerlere girmeye çalışıyoruz. Belki hissediyoruz gerçekte orasının “bizim” olmadığını ama aidiyet ihtiyacımızın sabırsızlığına kurban oluyoruz. Yanlış yere defalarca kez bastırılarak sığmaya çalışılan yapboz parçası gibi kendimizi oraya kabul ettirmeye çalışıyoruz. Bilmiyoruz ki bizim olan yere girmek için kabul edilmemiz gerekmediğini. Sorgusuz sualsiz, ne zaman istersek girebileceğimiz bir yer olduğunu bilmiyoruz oranın. Hiç evini bulmamış olan nasıl öğrenebilir ki bunu?

 

Bazen de bu yanlış yere sığma çabamız, korkaklıktan olabiliyor. Oraya ait olmadığımızı kabul etmek istemiyoruz. Çünkü bunu kabul etmek, yeniden arayış için yola çıkmak demek. Ve bu yol uzadıkça umutsuzluğumuzu artırıyor. Geçen zamana rağmen hâlâ bir yer bulamamış olmak çaresiz hissettiriyor ve hiç bulamama korkusunu doğuruyor. Yerimizin neresi olduğunu bilmeden yaşamak güvensiz hissettiriyor bize. Sıkıldığımızda, korktuğumuzda, yalnız hissettiğimizde nereye gideceğimizi bilemediğimizde aceleyle bir yer bulmak için çırpınıyoruz. Güven arıyoruz sanırım aitlikte. Bir yer, birisi bizi sarsın ve tüm korkularımızı gidersin istiyoruz.

 

İnsan bazen evinin neresi olduğunu bilmeden yaşar. İçinde bulunduğumuz yere “ev” diyebiliriz ama ev gibi hissettirmez orası. Eksik bir şeyler olduğunu fark ettiğimizde arayışımız da başlar. “Beni bekliyor” dediğimiz yerlerde bir şeyler aramaya başlarız. Gittiğimiz yerlerde beklediğimiz o tanıdıklık, güven ve aidiyet hissini bulamayız. Bazen ne aradığımızı da bilmeden bakarız etrafa. Ama onu bulduğumuz anda hissedeceğimizi biliriz. Ne yazık ki o his hiç gelmez. Her seferinde bizi beklediğini düşündüğümüz yerlere gitmek için biraz daha uzaklaşırız. Başka yerlere gideriz, sürükleniriz aradığımızı bulmak için ama bulamayız.

 

Bu nedenle “her yer beni bekliyor” diyoruz, inandırmaya çalışıyoruz kendimizi. Ama geçtiğimiz hiçbir yer de bizim değil. Fakat arayış uzadıkça ve aranan da bir türlü bulunamadıkça çaresizlik bizi yeniden en güvenli hissettiğimiz yere götürür. Döndüğümüzde hissettiğimiz tanıdıklık sayesinde anlarız aradığımızın orası olduğunu. Sonra bakarız ki tüm arayışlarımız ve tüm yolculuğumuz eve dönmek içinmiş. Daha ilk adımımızda belliymiş aradığımız yerin evimiz olduğu. Eve geri dönmek için çıkmışız yola. Sadece, orasının aradığımız yer olduğunu anlayabilmek için biraz uzaklaşmamız gerekiyormuş.

ETİKETLER: , ,
Merhaba, ben Şehriye Mualla Aytaç. İstanbul Medeniyet Üniversitesi PDR bölümü öğrencisiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.