HASRET ÇÖLÜNDEN VUSLAT DİYARINA
Özlerim kanlanmış bu zamanın puslu havasında,
Gözlerim kanlanmış, canlanmış tüm mahlukatların üstüne basarcasına!
Severim, büyülü bir coşkuyla bahara hasret demlerde
Süzülür ruhum, sırları örten bir seyyah gibi yaratılmışlar arasında.
Dilerim ki yazılan kadem, dökülen kelamdan güzel ola.
Severim, seraba kanan bedevinin çatlamış avuçlarından dökülen duada
Gömülü bir hasretin, yankılanan o derin sadasında.
Bilinmez bir ufka yürürüm, hakikatin o keskin davasında;
Yorulsam da dökülen kelamın her bir satırında,
Ruhum erir, ebedi bir vuslatın o gizemli rüyasında.
Ve nihayet susarım, zamanın bu son çağrısında,
Bir dua gibi kaybolur bedenim, ebediyetin kapısında.
Lakin bilirim; her son, saklı bir başlangıcın eşiğinde,
Her susuş, yankılanır insanın kendi içindeki sessizliğinde.
Ben yine yürürüm, ardımda bırakarak dünyanın telaşını,
Avuçlarımda taşırım geceden kalma bir duanın sıcaklığını.
Ne bildimse eksik ne sevdiysem yarım kaldı bu dünyada,
Belki de hakikat, insanın kendini bulduğu o derin sükûtta.
Bir gün bütün yollar tükenir, bütün kelam yerini sükûta bırakır,
Ve ruh, yıllarca aradığı huzuru kendi özünde bulur.
O vakit ne hasret kalır geriye ne de zamana yenilmiş bir beden,
Sadece sonsuzluğa emanet edilmiş bir kalp kalır Yaradan’a.
Sükûta gömülmüş kalbim, bir gün kendi sessizliğinde yeniden konuşur,
Küllerinden doğrulan her umut, gecenin koynunda yeniden ışık bulur.
Ben, ardımda bıraktığım her acıyı bir duaya dönüştürürüm,
Yol uzasa da içimde saklı kalan o sese doğru yürürüm.
Çünkü bilirim; insan en çok yitirdiği yerde kendini arar,
En derin yaralar, zamanla hakikate açılan birer kapı açar.
Şimdi göğsümde ağırlaşan bütün hüzünleri göğe bırakırım,
Ruhum, her düşen yıldızla yeniden doğar, her sabah içimde yeni bir umut canlanır.
Ne geçmişin gölgesi kalır ne de korkutur beni yaklaşan seher,
Ruhum, Yaradan’ın rahmetinde dinlenen bir nehir gibi akar.
Bir vakit susar dünya, gökler sükûta bürünür,
Ruhum, kendi özünde bulduğu hakikatle dirilir.
Secde eder başım, en nihai vuslatın geleceği güne kadar
Kader, kelamını alnımızın en ince çizgisine yazar
Ben ki hakikati arasam da bu fani alemde gölgem uzamaz sonsuzluğa
Kadim öğretilerin hepsi altın kadehte umut sunar, insanlığa
İçersen, ümitvar sarhoşluğunla kaybolursun bu pervasız gurbette
Ruh mutlak yerini arar, beden ona emanet dünya sürgününde
Bilirim burası bir yol, dünya geçip gitmekte;
Misafiriz yalnızca, her zerresi şahane şu kusursuz âlemde.
Unutsak da hep birazdan kalkacağını trenin ve
Yerlisi zannına kapılsak da bu misafirhanenin.
Umudun son kırıntılarına parmaklarımızı banarken
Yüce hancıdan bir gece daha dileriz
O ezelden cenneti vaat etmişken
Cenneti hiç ölmeden yaşamak zannederiz umutsuz kalsa bile yüreğimiz
Yaşamak için çırpınırız tenimizde ölümün nefesini hissederken
Ölümü sevgilinin teni gibi arzulasa bile bedenimiz.
Gitgide prangalar vurulmuştur ayaklarına dünyanın,
Ardında sürükler bizi bir meczup gibi, yarım kalmış her rüyanın.
Nerede gezersen alnına eğiliyor, lütuf gibi umut ettiğin kehanet,
Yüreğine bir nefes diye ilişiyor, şu düzme gülistanın acı sefaleti.
Biz de teslim olup giyiyoruz kaderin, bir naaş gibi taşıdığı resâleti,
Lakin her defasında biliriz, ins ü cine ezberlettiği aşkın kefareti.
Yine de tükenmez içimizdeki o bitimsiz arayışın közü,
Hangi karanlık örtebilir ki hakikate dönmüş bir yüzü?
Çözülür birer birer eteğimize yapışan dünyanın sahte bağları,
Aşarız bir ah edişle, içimize dikilen o sarp dağları.
Kırılır zihnin kilitleri, dökülür dile mühürlenen son sır,
Bir lahzalık vuslat uğruna feda edilir koca bir asır.
Ne yön kalır geriye ne menzil ne de sorulacak bir sual;
Varlığın aynasında eriyip gider faniliğe dair her hayal.
Ve nihayet diner fırtına, durulur ruhun o coşkun denizi,
Silinir topraktan bir gölge gibi geçen adımlarımızın izi.
Kelimeler teslim bayrağını çeker, kelam yerini nura bırakır;
Kendi korunda yanan her yürek, ebedi sükûtta yeniden parıldar.
Ve her susuş, başka bir âlemin kapısını aralar içimde,
Her kayboluş, gizli bir menzilin izini bırakır peşimde.
Ben yürürüm, gölgem ardımda, hakikat önümde,
Bir ömür tükenir, fakat arayış tükenmez ruhumun derinliğinde.
Ne zaman ki dünyanın gürültüsü çekilir gecenin koynuna,
Bir eski dua düşer yeniden kalbimin en kuytu yanına.
Unuttuğum ne varsa döner, birer birer hatırıma,
Ve ben, kendimden geçerek yaklaşırım varlığın sırrına.
Bir gün susar içimdeki tüm sorular;
Ve ben cevapsızlığın içinde bulurum kendime çıkan yolları.
Her adımım beni biraz daha yaklaştırır o görünmezliğe.
Her kayboluşum, beni yeniden çağırır kendi gerçekliğime.
Gecenin en karanlığında bile sönmez içimdeki o ışık,
Çünkü bilirim; insan, kendini bulmadan tamamlanmaz bu yolculuk.
Düşlerimden geriye sığınabileceğim bir tek dua kalır yüreğimde.
Ve ruhum, yorgun bir gezgin gibi dinlenirim yaradanın huzurunda.
Tam bu vakit ne geçmişin yükü kalır omuzlarımda
Ne de geleceğin kaygısı.
Yalnızca sonsuzluğa uzanan bir kalbin ferahlığı…
İnsan bazen hiçbir yere gitmeden de varabilirmiş kendine öğrendim.
Ve en uzun yolculuk,
Bir gün dönüp kendi kalbine ulaşabilmektir.
Kolay olmadı badireler atlatmadan o ferahlığa ermek
Kendi çıkmaz sokaklarımda kaybolup yine çıkışı bulmak
Müphem bir telaşla dolup taşan ruhum
Varmak isteği yerde derin bir sükuta kavuştu
Bitti mi şimdi benimle hemhal olmuş korkularım, kaygılarım
Ne güzel bir arınma bu ne güzel bir vuslat…
Ne güzel oldu bu yolculuğa çıkmak
Bunları başarmak
Bir kar tanesi ferahlığını yüreğimizde tatmak…
Meğer insan en çok da kendi içinden geçerken yorulurmuş
Her adımında başka bir gölgesini ardında bırakıp
Umutla korku arasına sırat kurar da gezinirmiş insan
Bilmedim bilmemde necidir sahi insan?
Bir avuç et ve kemikten öte,
Onca acıya rağmen yeniden doğmayı bekleyen bir umut mudur?
Yoksa her kayboluşunda kendini biraz daha bulan,
Her kırılışında başka bir yerinden hayata tutunan
Müphem bir yolcu mudur insan?
Kalbimdeki pek çok oda umarsız çığlıklarla boğuşurken
Zehir diye tiryak içiriyordu düşman sayılan dostlar
İçtikçe anladım; yara da biziz, o yarayı saran merhem de,
Meğer can çekişen nefsimmiş dost bildiğim o sahte hemdemde.
Yıkıldı odaların viran duvarları, geriye bir tek sükût kaldı;
İnsan, kendi yangınından arta kalan o külde Rabbini buldu.
Gözleri hakka kör kulakları hakikate sağır
Duvarlarda yankılandı nevsin hak diyen feryatları
Ve gün gelince anladı yahut öğrendi Rabbine giden yolları
NOT: BU ŞİİR KOR DERGİ YAZARLARI TARAFINDAN ORTAKLAŞA YAZILMIŞTIR.
KATILIMCILAR: