25 Ağustos 2026, 19:58:34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 32°C
Açık
Afyon
32°C
Açık
Çar 32°C
Per 31°C
Cum 27°C
Cts 23°C

KİBAR APARTMANI

KİBAR APARTMANI
25 Ağustos 2026 17:38
30
A+
A-

Evet, yanlış duymadınız. Apartmanın adı gerçekten Kibar Apartmanı. İlk duyduğumda ben de sizin gibi şaşırmıştım. Kapısı, penceresi, direkleriyle tam karşımda duruyor işte. Uzak bir akrabamız haber verdi.

“Bir iş var, tam senlik.”

Tereddüt etmeden düştüm yola. Sorgulama gibi bir lüksüm yoktu. Aylardır iş arıyordum. Fakat nereden bilebilirdim kapıcılık yaparken kendimi TRT emekli spikerlerinin karşısında Türk Dil Kurumu memuru gibi hissedeceğimi. Has be has Anadolu çocuğuyum ben. Anamdan, atamdan ne öğrendiysem onu konuştum. Öz Türkçe, kendini şivelerle beslediği diyarlarda oynadığım oyunların içinde kaldı. Şimdi karşımdaki pirinç levhada koca harflerle yazıyordu:

KİBAR APARTMANI.

“İnsanın apartmana verecek başka adı mı kalmadı?” dedim.

“Eh be Saffet! Aylardır aradığın işin sonu nereye varacak? Sonunda bir baltaya sap olabilecek miydin, istikrar sağlayabilecek miydin? Göreceğiz Saffet Efendi. Hah! Tam oldu. Buyurun bakalım.”

Yavaş yavaş çıktım merdivenleri. İçim bir garip… Yanlış bir şey yapmaktan korkuyorum. Otuz beşime merdiven dayamış, başıma kırlar düşmüşken daha başka iş aramak istemiyorum. Ahmet abinin dediği gibi saat ikide birinci katta apartman yöneticisi beni bekliyordu. Şaşkın hâlimden anlamış olmalı ki tebessümle elini uzattı.

“Hoş geldiniz Saffet Bey! İsmim Sadık. Emekli astsubayım. Lütfen şöyle buyurun. Yorulmuş olmalısınız. Uzun yoldan geldiniz. Aç mıydınız?”

“Hoş bulduk efendim. Teşekkür ediyorum. Yolda atıştırdım bir şeyler.”

“Sevindim. Aman efendim, dikkat ediniz. Sağlık pek mühim. Kalacak yer için giriş katta bir dairemiz mevcut. Sizin için yeni temizlendi. Toplamda dokuz daire var. Zamanla herkesi tanırsınız. Herhangi bir acil durumda bana ulaşabilirsiniz. Sıkmayın kendinizi. Daireye yapılacak iş listesini bıraktım. Sabah başlar, gerekli işleri oradan takip edersiniz.”

Sadık Bey tam bir askerî personeldi. Masanın üzerindeki kalemlerden biri hafifçe yana kaymıştı, konuşurken onu düzeltti. Bir an içtimada olduğumu sandım. “Emredersiniz komutanım!” dememek için zor tuttum kendimi. Askerliği yapalı epey geçmişti ama benim bu düzensiz hayatıma böyle bir intizam şarttı. O gece uyudum mu emin değilim. Sabaha kadar dön baba dön. Ne kurduysam kafamda, gözümü kırpmadan kalktım yataktan. İnsan ilk iş gününde dingin ve dinç olmalı. Oğlum Saffet! Hadi göreyim seni. Al şu işi.

“Ya Allah, bismillah. Destur şeytan.”

Önce bir abdest alayım. Nenem böyle zamanlarda “Hayrını ve bereketini umduğun işe Allah’ın adıyla başla,” derdi. Çocukken pek anlamazdım. Şimdi aklıma gelince iyi geldi. Bir abdest alıp öyle başlayayım. Hadi Saffet can. Göreyim seni. Bu sefer utandırma beni.

Bak bak! Sanki üst düzey toplantıda sunum yapacağım. Bendeki rollere bak hele. Tövbe. Estağfurullah. İşin büyüğü, küçüğü mü olurmuş? Oğlum Saffet! Daha ilk dakikadan gol yiyorsun. Şu şeytana kulak verme. Kalk hele şu yataktan.

Sadık Bey listede toplam on başlık çıkarmış. Diğer sayfada ise işleri haftalık, aylık ve yıllık olmak üzere ayırmış. Şaşırmamak elde değil. Sorumluluk ve işini ciddiye almak bunu gerektiriyormuş, çok sonra anladım. İlk iş günümde hâlâ şaşkın ve endişeliydim. Ama bu sefer vazgeçmeyecektim. Gerekirse ben de bütün apartman gibi Yeşilçam filmlerinden fırlamışçasına konuşacak, bu işi alacaktım. İlk kapıyı çaldım.

“Merhaba efendim. Ben Saffet. Yeni apartman görevlisiyim. Bu sabah istediğiniz bir şey var mı?”

“Merhaba Saffet Bey. Hoş geldiniz! İki ekmek ve bir simit lütfen. Sıcak olursa sevinirim.”

Hemen listeye ekledim. İkinci katta yaşlı bir teyze açtı kapıyı.

“Buyur evladım.”

“Günaydın efendim. Bendeniz Saffet. Yeni kapıcınızım.”

“Saffet Bey oğlum, bir gazete ve sıcak ekmek rica edeceğim.”

“Olur efendim. Neden olmasın? Yani sıcak varsa getiririm.”

Sabahleyin sıcak ekmekle kahvaltı yapmak güzel olur tabii, diye geçirdim içimden. Üçüncü katta da yine bilindik, sıradan istekler vardı. Dur bakalım evlat, sakin gidiyoruz.

Derken bir hafta geçmişti bile. Sabahları aynı telaşla kalkıyor, bütün daireleri dolanıyor, listemi hazırlayıp siparişleri bırakıyordum.

Birinci kat: İki ekmek, bir simit.

İkinci kat: Bir gazete, bir sıcak ekmek.

Üçüncü kat: “Müsaitsen şu musluğa bir bakıver Saffet.”

Dördüncü kat: “Saffet, çöpü de alıver evladım.”

Beşinci kat: “Kolay gelsin.”

Altıncı kat: “Günaydın.”

Hepsi bu. Ne “lütfen” diyen vardı ne “zatıâliniz” diyen. Ne de kapıda beni krallar gibi karşılayan. Allah Allah. İçimden:

“Senin kibarın nerede?” dedim.

Apartman yine sessizdi. Herkes kendi hâlinde, kararında yaşamaya devam ediyordu. Başlardaki spiker edalı hâllerimi de bir kenara bırakmış, ben de doğallığın ve sakinliğin rahatlığına kavuşmuştum. Sadık Bey düzen konusunda tavizsizdi. Kısacası herkes normaldi.

Öyle öyle, bildiğin normal.

Ben de artık apartmanın adına alışmıştım. Hatta bir gün girişte otururken kendi kendime güldüm. “Ulan Saffet,” dedim. “Sen de ne bekliyordun? Kapıyı açan herkesin elini göğsüne koyup ‘Hoş geldiniz efendim, şeref verdiniz’ demesini mi?”

Günler sonra apartmanda eski bir bakım dosyası işi çıkmıştı. Dosyaları karıştırırken bir kâğıtta gözüme bir isim takıldı:

Kibar İnşaat – Mehmet Kibar.

Bir süre kâğıda baktım. Sonunda dayanamadım. Çıktım yukarı.

“Sadık Bey, bir şey soracağım. Bu apartmanın adı neden Kibar Apartmanı?”

Sadık Bey gayet doğal bir şekilde cevap verdi:

“Müteahhidin soyadı Kibar’dı.

Kalakaldım. Haftalardır içimde büyüttüğüm Kibar meselesi, tek cümlede bitmişti.

“Soyadı mı?”

“Evet, evladım.”

“Yani… İnsanların kibar olmasıyla bir ilgisi yok?”

Sadık Bey şaşkın şaşkın yüzüme baktı.

“Ne ilgisi olacak Saffet Bey oğlum?”

Adamcağız daha ne desin? O akşam eve dönerken girişteki pirinç levhaya bir kez daha baktım.

Meğer ben haftalardır apartmanın adına değil kendi kafama kapıcılık ediyormuşum.

Gündelik hayatın görünmeyen hikâyelerini ve insan ruhunun izlerini yazıyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.