HAYATIN TESELLİSİ
Yazıma başlamadan önce bir soru sormak istiyorum: Hayatımızı yöneten ve anlamlı kılan şey para mıdır yoksa fikirlerimiz mi? Biraz düşünmenizi rica ediyorum.
Yaşadığımız toplumun getirmiş olduğu kapitalist düzenin de etkisiyle hayatımızı yöneten ve anlamlı kılan genellikle para oluyor. Paramız kadar düşünüyor ve bunu istemeyerek de olsa farkında olmadan gerçekleştiriyoruz. Mutluluklarımızı ekonomik durumumuza göre biçimlendiriyor ve kendi etki alanlarımıza birer set çekiyoruz. Bir Müslüman olarak böyle yaşamanın su altında boğulmaktan farkının olmadığını düşünüyorum. Boğulurken bolca su yutuyoruz ama yukarıya çıkamıyoruz. Paramızın yön verdiği bir hayatta da paramız kadar düşünüp paramızın üstünde olanları içimize yutuyoruz. İçimize yuttuklarımızla ağırlaşıyor ve asla yukarıları göremiyoruz. Fikir ve düşüncelerimiz de bundan nasibini alarak kıymet bulup değer görüyor. Çünkü o anki ekonomik durumumuz ne ise o sınırlara uyarak düşünüyor ve fazlasını aklımıza getirmiyoruz. Peki bu işin doğrusu bu mudur? Böyle yaşamak zorunda mıyız?
Size bundan yüzyıllar önce yaşamış olan Romalı bir filozoftan bahsetmek istiyorum. Roma barbarlar tarafından işgal edilmeden yalnızca 20 yıl önce hayata gözlerini yuman bu filozof 6. yüzyılda yaşamıştır. 475-525 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Adı tam olarak Ancius Manlius Severinus Boethius’ dur. Boethius varlıklı ve zengin bir aileden gelmiş olup kendi zamanında devlet basamaklarını birer birer çıkarak konsül makamına getirilmiştir. Devlet işlerinden arta kalan zamanlarında da felsefe ile uğraşmış ve dönemin Hristiyan filozoflarına hitap eden kitaplar yazmıştır. Ölümünden sonra da eserleri Batı’yı etkisi altına almış ve Hristiyan felsefesi arasında adeta bir köprü vazifesi görmüştür. Hayatı mükemmel bir talihle devam ederken dönemin kralı Teoderik’e karşı komplo kurmak suçundan önce sürgün ve daha sonra da hapsedilmiştir. Ölesiye dövüldükten sonra da idam edilmiştir. Boethius’un dikkat çeken en büyük özelliği ise hapishanede idam gününü beklerken son eseri olan Felsefenin Tesellisi’ni yazmış olmasıdır. İnsana biraz psikopatça, biraz salakça ve sanırım biraz da delice geliyor. Kim öleceğini bile bile son saatlerini bir kitap yazmakla geçirir ki? Boethius’un bu kitabı ölümünden sonra Orta Çağ’da en çok satılan kitaplardan biri olmuştur. Boethius’un çağımızda da konuşulur olup ün kazanması da bu kitaba bağlıdır diyebiliriz.
Boethius’a bu kitabı yazdıran etki neydi? Bu soruyu düşündüğümüzde birçoğumuz filozofların saçma düşüncelerini kendilerine kanıt göstererek Boethius’un da aptalca bir tutum sergilediğini öne sürecektir. Ancak bu duruma şu açıdan yaklaşmamızın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. Boethius’un hayatını genel olarak değerlendirdiğimizde hayatta ulaşabileceği en iyi yerlere gelmiş halk tarafından övgüyle anılan bir şahsiyet olma noktasına kadar yükselmiş olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında konsül makamını çocuklarına veraset olarak aktarma şansını yakalamış ve arkasında kalan ailesinin de yaşamını garanti altına almış olduğunu söyleyebiliriz. Suçlamalara maruz kalıp hapishaneye düştüğünü ve suçsuz olduğunu hiçbir şekilde ispatlayamadığını düşündüğümüzde bireysel hayatındaki tüm başarılarını kaybetmiş olduğunu görüyoruz. Sanırım bu noktada bir empati kuracak olursak hayatımızın son evresinde her şeyimizi kaybettiğimiz bir durumda yapacağımız iki çeşit yol olurdu. Bunlardan biri sessizce ölümü beklemek bir diğeri de umudumuzu diri tutarak bütün olanların tersine döneceğine inanmak ve bunun için çaba göstermektir. Boethius’un seçtiği yol bahsettiğim ikinci yoldur. Boethius kitabına içinde bulunduğu duruma üzülmek ile başlar. Daha sonra kendisine yukarıdan bakan bir kadın görür. Bu kadın felsefenin ta kendisidir. Boethius’a kendisini unuttuğu için kızmakta ve şöyle demektedir: ‘’Talih adeta bir dönektir ve değişmektedir. Bunu olduğu gibi kabul etmek gerekir. Varlıklı olan bir kral aniden elindekileri kaybedebilirken elinde tek bir varlık emaresi göremeyen biri de ertesi gün çağının en varlıklısı olabilir. Mutluluğu bu tip geçici durumlara bağlamaksa ancak fanilerin yapacağı bir budalalıktır. Mutluluk kötü şansların yok edebileceği bir soyut kavram değildir. Mutluluk kişinin içten kontrol edebildiği bir duygudur.’’
Buradan anladığımız şudur ki: Hayatın bize sunduğu güzellikler, ekonomik durumlar ve makamlar tamamıyla geçicidir. Mutluluk olaylara ve durumlara bizim yüklediğimiz anlamlarla kavramsal karşılığını bulmaktadır. Mutlu olmak ya da olmamak talihimize göre değil içselleştirdiğimiz durumlara göre değişkenlik göstermektedir. Bununla birlikte hayatımızın değeri ve bütünsel olarak süreci geçici olan şeylerle ölçülmemektedir. Nitekim Boethius’u bugün geldiği makam veya ekonomik durumu ile konuşmayıp yazdığı kitaplar ve oluşturduğu etki ile değerlendirmekteyiz.
Herkesin kendini gerçekleştirip Hayatın Tesellisi’ni yazması temennisiyle…