25 Temmuz 2026, 01:22:14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 19°C
Paz 24°C
Pts 29°C
Sal 31°C

HAYAT KOLEKTİF BİR İMKANSIZLIKTIR

HAYAT KOLEKTİF BİR İMKANSIZLIKTIR
20 Temmuz 2026 22:05
86
A+
A-

Gaspar Noe’nin “Climax” filmindeki “Hayat kolektif bir imkansızlıktır” sözü üzerine düşünürken buldum kendimi, film sonrası içimde uyanan bir sürü duygu içinde. İmkansızlık nedir? Başarmak istediğimiz rasyonel hedeflerimizin kaderlerimizde bir karşılığı olmadığı ironisi mi yoksa gerçekleştirilmesi bile mümkün olmayan beklentilerimiz mi?

 

Fransız meşhur yönetmen Gaspar Noe tarafından yönetilen 2018 yapımı “Climax” filmi, bir grup dansçının hikayesini anlatır. Farklı ülke ve kültürlerden gelen bir grup amatör dansçı, yaklaşan performanslarının ve turnelerinin provasını yapmak için terk edilmiş bir okul binasında toplanır. Dansın provasını tamamlayan ve performansa hazır olan ekip; kutlama sonrası partiye başlar, dans ederler ve şaraptan yapılan bir kokteyl olan “sangria” içerler. Bu sırada dansçılar arasındaki farklı gruplar birbirlerinin dedikodusunu yaparlar. Ancak giderek tuhaf davranmaya ve tedirgin hissetmeye başlayan dansçılar, kokteylin içine bir halüsinojen, muhtemelen “LSD” uyuşturucu maddesi karıştırıldığından şüphelenirler. Film, dansçıların bu şüphelerinin sonuçlarını ve halüsinojenik davranışlarını konu alır. Bu düşünce yazımda, filmde geçen “Hayat kolektif bir imkansızlıktır” sözü hakkındaki düşüncelerimi anlatacağım.

 

Filmde, belli bir amaç uğruna bir araya toplanmış farklı kafa yapılarına, yönelimlere ve geçmişlere sahip bir grup insan görüyoruz. Bu insanların “kolektif” amacı, bir dans kareografisini tamamlamak, sergilemek ve yurtdışı turnelerine çıkmaktır. Ancak bireyler özelinde farklı motivasyonlara da rastlıyoruz. Sadece dans etmeyi sevdiği için bu grupta olan, turneyi fırsat bilip New York’u görmek isteyen ya da sırf dansçıların arasında çekici insanlar olduğu için gruba giren…   Bu insanların zihinlerini, kolektif amacın değil bireysel motivasyonlarının domine ettiğini kolaylıkla gözlemleyebiliriz. Ancak bu bireyler, tüm benliklerine, sangrianın içine katılan madde sonucu yabancılaşıyorlar. Kendileri üzerindeki kontrollerini kaybediyorlar. Kolektif hedeflerine ek olarak, yani orada bulunma amaçları bir yana, kendi kimliklerini de yitiriyorlar.

 

Bu insanların geçirdikleri dönüşümün üstünde biraz durmak gerek. Filmi izlerken bu başkalaşımı bir anlam karmaşası yaratmadan nasıl ifade edebileceğimi düşündüm. Sonrasında aklıma zıtlıklar ve “kavga” kavramı geldi. “Kavga”; “dans”ın tam zıttıdır, madalyonun diğer yüzüdür. İkisi de bir amaç uğruna doğru zamanda yapılan vücut hareketlerine güvenir, ancak biri hasar verme amacı güderken diğeri estetik bir eser yaratma amacına sahiptir. Başta dans ile estetiğin öne çıktığı filmde, sonlara doğru dansçıların kendi vücutlarıyla, zihinleriyle, gerçeklikle ve birbirleriyle kavgalarının yarattığı kaosu gözlemliyoruz. Gerçek bir dönüşümü iliklerimize kadar hissediyoruz.

 

Bu sözün anlatmaya çalıştığı şeyle ilgili 3 farklı yorumum var.

  • Gaspar Noe, “imkansızlık” ifadesi ile ironik bir pencereden yaşam amacının ve motivasyonlarının tam tersine dönmesini anlatmak istiyor olabilir. Hayatımızdan istediklerimizin başkalaşım geçirerek tam tersine dönmesi kağıt üstünde imkansız geliyor olabilir, tıpkı filmde dansçıların motivasyonlarının “dans” ile başlayıp “kavga”ya dönmesi gibi. Gaspar Noe, bu dönşümün ilk bakışta imkansız gibi gözükmesinden, ancak tek bir etken ile tetiklenebilecek bir hayat trajedisi olduğundan bahsediyor olabilir.
  • Gaspar Noe, yozlaşmanın ve şiddetin toplumsal yaşam içinde ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu, insanların bireysel olarak motivasyonlarını korumaları mümkün olsa bile toplum içinde kolektif bir yıkımın her zaman mümkün olabileceğini iletiyor olabilir. Sonuçta dansçıların her biri ortaklaşa bir kareografi üretmelerinden önce kendi ideallerine ve yaşam tarzlarına sadıktılar, bunu filmin başında yapılan röportajlarda açıkça görebiliyoruz. Ancak bir araya geldiklerinde, bu motivasyonlar birbirleriyle çatışmaya başlamış ve şiddetin ortaya çıkmasına sebep olmuş olabilir. LSD etkisinde olmasalardı böyle davranmayacaklarını nereden bilebiliriz ki? Gaspar Noe, belki de bu dönüşümün kaçınılmazlığını nihilist bir ton ile aktarıyor, ve bireylerin huzur dolu bir toplum oluşturmasının imkansızlığına değiniyor.
  • Dansçıların yaşadıklarını hep bir “dönüşüm” ile ele aldık, ancak bu sadece gizli motivasyonların ortaya çıkması durumu da olabilir. Belki de “imkansızlık” diye nitelendirdiklerimiz sadece bize imkansız görünen bir durumdur ve bizi gözlemleyen üçüncü bir göz bunun pekala mümkün olabileceğini düşünebilir, hatta öngörebilir. Sonuçta biz izleyiciler üçüncü bir göz konumundayız ve oluşacak kaosun belki de kötü bir sonuç olacağını filmin sonunda düşünebiliriz. Dansçılara imkansız gelen bize tamamen mümkün gözüküyor olabilir. Filmin başındaki röportajında asla uyuşturucu kullanmayacağını söyleyen dansçının filmin sonundaki trajedisini gözlemlememiz gibi.

 

Bana kalırsa bu film bir insan yaşamının trajedisini gösteriyor bizlere. Filmi 3 ayrı zaman diliminde ele alabiliriz. İlk kısım, röportajları izlediğimiz sahne. Bu sahnede renkli, farklı hayat deneyimlerine sahip, idealleri olan insanlar ve gülen yüzler görüyoruz. Bana bir insanın henüz dünyayı kavrayıp kendi kimliğini inşa etmeye çalıştığı çocukluk ve ergenlik dönemlerini hatırlatıyor. Sonrasında dans provasını, yani yetişkinlik dönemini görüyoruz. İkinci evrede dansçılar beraber bulunmayı deneyimliyorlar ve dönüşüm de tam bu noktada gerçekleşiyor, bir nevi kolektif yaşamı deneyimliyorlar. Dansçıların dönüştükleri hal, filmin ilk kısmındaki röportajlarda verilen ifadelerle çelişiyor ve dansçılar değişmeye başlıyorlar. Bunu kameranın 180 derece dönmesinden de anlayabiliriz. Gaspar Noe, bize ortada değişen bir şeylerin olduğunu anlatıyor. Son kısım ise polislerin nihayet kapıyı açtığı sahne. Bu sahne bana direkt ölümü hatırlattı. Bir anda içeri süzülen bembeyaz ışık, ekranda beliren “Ölüm eşsiz bir deneyimdir” sözü ve hareketli dans müziğinin huzurlu bir piyano melodisine dönmesi bana bir “ölüm ve sonrası” portresi gibi geldi. Dolayısıyla, film boyunca, gayet trajik bir yaşam resmi görebiliyoruz. Günün sonunda, dans ile kavganın arasındaki sınır, estetik ve kaosu birbirinden ayıran o çizgi sandığımız kadar kalın olmayabilir.

Kurbağalara bakmaktan geliyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.