DAHA KORKUYORUM,ANNE
Herkes geceden korkar, biliyorum. Karanlıktan, yatağın altındaki o isimsiz şeyden, birer birer sönen ışıklardan…
Ama ben gündüzden korkuyorum, anne.
Sabahın ilk ışığından, perdenin arasından sızıp usulca yüzümü bulan o soğuk beyazlıktan korkuyorum.
Çünkü gece beni saklar. Karanlık, üstüme örtülen bir battaniyedir; kimse beni görmez, kimse benden bir şey istemez. Geceleyin yalnızca nefes almam yeter.
Ama sabah olunca…
Sabah olunca her şey benden bir şey ister, anne.
Saat çalar, “Kalk,” der.
Sokak uyanır, “Yürü,” der.
İnsanların yüzü bana döner, “Ol,” der.
Bir şey ol, biri ol, güçlü ol…
Ben olamıyorum, anne.
Işık her köşeyi bulur. Saklanacak tek bir gölge bırakmaz. Aynadaki yüzümü gösterir bana; masadaki boş sandalyeyi, yapamadığım her şeyi, olamadığım her şeyi…
Karanlıkta bunların hiçbiri yoktur.
Karanlıkta yalnızca senin sesin vardır:
“Uyu,” diyen.
Küçükken sabahları severdim, hatırlıyorum. Sen perdeyi açardın, ışık içeri dolardı. Sen oradaydın.
O zaman gündüz, senin elinden tutmaktı.
Şimdiyse gündüz, senin elini bırakmak.
Her sabah senden biraz daha uzaklaşıyorum, anne.
Ve her sabah biraz daha korkuyorum.
Bu yüzden geceyi uzatmaya çalışıyorum. Perdeleri sımsıkı kapatıyorum. Uykuya teslim olmuyorum. Sırtım dönük, sabahın gelişini bekliyorum.
Çünkü biliyorum:
Işık gelince beni yine bulacak.
Ve ben yine hazır olmayacağım.
Daha korkuyorum, anne.
Dünden daha çok, yarından daha az.
Sonra sustu.
Yorganı çenesine kadar çekti, yüzünü duvara döndü.
“İşte böyle,” dedi.
“Bir korkak gibi.”