ŞİİR’E
Sarılı turunculu boyanmış
Eski, sıvası dökülmüş evler.
Dar; üst üste düzensiz,
kara taş döşenmiş yerler.
Hangi yana baksam,
senden bir iz!
Beni çağıran gölgeler,
İnce bir yoldan çeker,
tek tek benliğimi ,
karınca misali heceler.
Açmadığım defter
ve dokunmadığım sözlerin,
efsunu sarmış beni.
Çağlayası gelir ve çıkar gelir,
kupkuru çorak mevsim,
yokken bir nedeni.
Yanıp kavrulurken bulurum,
sırılsıklam, kaybolmuş ruhsuz bedeni.
Uyandırır, kalk bile demeden,
sessizce çeker götürür, sebepsiz seveni.
Ah bu madenin, dipsiz yollarının bitmeyen cevheri,
Toplasam sığmazsın da,
Satsam yok üç kuruş ederi.
Nereden geçerken bulaşmış,
üstüme başıma kederi,
Pazara çıkarıp açık edeyim,
belki çözen olur bu sırdan percemi
Kırkları, yedileri varmıdır,
bunca gelip geçen divaninin?
Hayrat mı olalım?
hoyrat mı olalım?
hakkımı ahalinin?
Saklı Ab-ı hayatta,
yok ki rızkı her faninin.
Ya susturun,
ya söyletin,
destur der, nagenim
HALİL NALBANTBAŞI