BİN YILI DEVİRMİŞ
Ey son perdenin, son demin karargâhı!
Yorgun savaşların, bir aşk mektubu yazılmayan
Cephesi gibiydi sendeki hüznün betimlemesi.
Çokça tahrip edilmiş, çokça bombalanmış ancak
Tahsilli bir askere denk gelmemiş.
Ulaklar, aşkı kuşatan şiirleri taşımamanın gazabında,
Ey ölümün çıplak elle, tırnak köküne kadar aşınana dek
Toprakla cenk ettiren sancısı!
Ey bin yıllık taş ocağında çıkarılan son mermerin hüznü!
Ey milyarda bir olmanın sevinci, bire karşı milyarlar olmanın hüznü!
Gölete saldığım son kâğıttan gemi de battı şimdi.
Bin yıllıktı gemilerimi yarattığım kâğıtlar.
Üzerlerinde derinlemesine çatlaklar…
Bin yıldır kapakları arasında okunmaya hasret kalmış.
Belki de bin yıl öncesini ne ümitlerle günümüze taşımış.
Okuyunca gördüm ki bin yıl öncesinden yazmış bu günleri.
Kâh öldürülen çocuklar kâh yokluk kâh savaşlar
Sigaramın dumanında yaptım ben o kâğıttan gemileri.
Son gemiyi saldıktan sonra akıl ettim ki ya kitap kâhin değilse?
Mesele bin yıldır değişmeyen aynı dertlerse…