ÖLÜMÜN ARDINDAKİ GERÇEK
Sadece birkaç saat önce hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeği hazırlanıyordu. Sofra bahçeye kurulmuş; yemekler, meyveler ve tatlılar dizilmişti. Herkes neşe içinde yemeğini yiyordu.
Yemeğin sonuna doğru arkadaşın telefonu çaldı. Telefonu açtığındaki yüzündeki değişim, gelen haberin kötü olduğunu anlamaya yetmişti. Bir gencin ölüm haberi gelmişti.
Bir anda konuşmalar başladı.
– Daha 20 yaşındaydı…
– Yeni evlenmişti, karısı da hamileydi…
– Evin en küçük oğluydu bir de…
Ailenin telefonları susmuyordu.
“Neden olmuş?”, “Nasıl olmuş?”, “Nerede olmuş?”
Herkes bir yerden bir şeyler duyuyor, bir şeyler anlatıyordu.
Ama cevap hep aynıydı:
“Elektrik direğine çıkmış. Ayağı kayıp düşmüş. Hastaneye yetişememiş, oracıkta vefat etmiş…”
Eşi ağlamaktan bitap düşmüş, anne feryat figan içinde kalmıştı. Baba ise yaşadığı acının ağırlığıyla bir köşeye çökmüş, sessizce önüne bakıyordu.
Hastanedeki işlemler tamamlandı. Cenaze namazı kılındı, toprağa verildi. Eşi gözyaşı dökmeye devam ediyor, anne yıkılmış halde duruyor, baba ise mezarın başında donup kalmış gibi bakıyordu.
Ardından taziye günleri başladı.
Hayattayken bir kez olsun “Nasılsın?” diye sormayan insanlar taziye evini doldurmuştu. Ölenin ablası, kardeşi, yakınları gelenlerle ilgileniyor; birine çay, diğerine su yetiştiriyordu. Kimi yemeğini bekliyor, kimi sohbet ediyordu. Onlarla ilgilenmekten kardeşlerinin acısını yaşamaya fırsat bulamıyorlardı.
İki gün böyle geçti.
Sonra kalabalık dağıldı. Telefonlar azaldı. Hayat yavaş yavaş eski düzenine döndü. Anne baba günlük işlerine yöneldi. İsmi anıldığında gözlerden iki damla yaş süzüldü. Bayramlarda mezarı ziyaret edildi. Onun dışında hayat, hiçbir şey olmamış gibi akıp gitmeye devam etti.
Eşi de zamanla yokluğuna alıştı. Belki yeniden evlendi. Çocuğu büyüdü ve başka birine “baba” dedi. Hayat herkes için kaldığı yerden devam etti.
Ve ölümün ilk anlarında hissedilen bütün o hüzünler; ölüm korkusu, ahiret düşüncesi, kabir sualleri, günahlar ve pişmanlıklar birkaç güne sığdırıldı.
Sonra ne mi oldu?
Dünya yeniden insanı içine çekti. Ahiret unutuldu. Ölüm hiç gelmeyecekmiş gibi yaşamaya devam edildi.
Tıpkı şu an benim, senin, onun ve onların yaptığı gibi…