25 Haziran 2026, 15:41:21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 26°C
Az Bulutlu
Afyon
26°C
Az Bulutlu
Çar 28°C
Per 29°C
Cum 29°C
Cts 27°C

GURBETİ EV KILMAK

GURBETİ EV KILMAK
25 Haziran 2026 11:44 | Son Güncellenme: 25 Haziran 2026 12:03
44
A+
A-

 Evimin balkonunun en nadide köşesine oturmuş, zamanı yavaşlatırcasına manzaranın tadını çıkararak çayımı yudumluyordum. Rüzgârın o hafif, teni okşayan esintisi ve baharın gelişini müjdeleyen kuş sesleri, âdeta bünyeme huzur nüfuz ettiriyordu. İstanbul’un o her zamanki keşmekeşinden uzakta, sadece anın tadını çıkarıyordum. Fakat hayatın kendi ritmi, bizim kurduğumuz sükûneti bozmayı her zaman çok sever. Bu huzur verici ortam, ansızın çalınan bir zil sesiyle bölündü. Hızlı adımlarla kapıya yönelirken, zihnimde kimin gelebileceğine dair ihtimalleri hızla yokluyordum.

 Kapıyı açtığımda karşımda duran postacı ve elindeki resmî zarf, içimdeki o dingin havayı bir anda dağıtmaya yetti. Evrakı teslim alıp tekrar balkona yöneldiğimde, az önceki huzurumdan eser kalmamıştı. Göğsüme ağır bir dert, tarifi imkânsız bir hüzün çöktü. Zarfın içinde ne olduğunu az çok tahmin ediyordum ama o tahminin gerçek olmaması için içten içe, çocuksu bir umutla yalvarıyordum. Derin bir nefes alıp zarfı açtım; korktuğum, başıma gelmişti. Doğunun ücra bir köyüne tayinim çıkmıştı. O an, İstanbul’dan ve alışık olduğum bu hayattan kopup gitmek, benim için hayatımın tüm ışıklarının tek tek sönmesi demekti. Bilmediğim bir coğrafya, tanımadığım insanlar ve alışık olmadığım bir yalnızlık… Bu durumu kabul etmek istemiyordum, benim için böyle bir ihtimalin varlığı bile katlanılmazdı.

 Günler günleri kovaladı; düşünmekten, kaygılanmaktan zamanın nasıl geçtiğini fark edemediğim koskoca bir belirsizlik girdabında sürüklendim. Fakat insan, direndiği kadar da esnektir. Sonunda anladım ki başka çarem yoktu. Yıllarımı verdiğim, emek harcadığım bu mesleği bırakmak gibi bir lüksüm olamazdı; gitmek zorundaydım.

 Eşyalarımı topladım. Evimin en sevdiğim köşesinde, o emektar balkonda bu kez bir kupa kahve eşliğinde geçmişime ve şehre veda ettim. Benim için bilinmezlerle dolu yeni bir dönem başlıyordu.

 İçimdeki ses sürekli fısıldıyordu: “İyi mi olacak yoksa hayatım o uzak diyarlarda altüst olup diyar diyar savrulacak mıyım?” Büyük bir ön yargı ve korkuyla gittiğim o doğu köyü, zamanla bana hayatın en büyük dersini verdi. İlk başlarda yabancısı olduğum o soğuk iklim ve kerpiç evler; insanların gözlerindeki o samimi, sıcacık bakışlarla eriyip gitti.

  Örneğin köye ilk vardığım kış, yollar kardan kapandığında evimde yalnız ve çaresiz hissettiğim bir akşamı hiç unutmam. “Benim burada ne işim var?” diye ağlarken kapım çalmıştı. Gelen, pek tanımadığım bir mahalle komşumdu. Elinde sıcacık bir tas çorba ve ekmekle karşımda duruyordu. Belki dillerimiz tam uyuşmuyordu ama gözlerindeki o “yalnız değilsin” ifadesi evrenseldi. O tasın sıcaklığı, içimdeki tüm o İstanbullu yalnızlığı ve yabancılığı eritiverdi. Oradaki çocuklar, sobanın üzerinde kaynayan çayın kokusu, kapımı hiç çekinmeden çalan komşular zamanla benim ailem oldu. Yıllar içinde oraya sadece alışmadım, oranın bir parçası oldum; çok güzel arkadaşlıklar, kopmaz bağlar edindim.

 İşte, o zaman anladım ki eğer bir şehir ya da bir toprak parçası sizi ısrarla içine çekiyorsa, orada mutlaka yaşanacak bir hikâyeniz, tamamlanması gereken bir yarınız vardır.

 İnsan, haritada sadece bir noktaya tayin olmaz, aslında kendi ruhunun hiç bilmediği bir köşesine tayin olur. Evimizi, konfor alanımızı bırakıp gittiğimiz ve adına “gurbet” dediğimiz o yabancı yerler; aslında zamanla bizim yeni sevgimiz, yeni evimiz hâline gelir. Çünkü ev, sadece dört duvardan ibaret değildir; ev, kalbimizi bıraktığımız, emek verdiğimiz ve sevmeyi öğrendiğimiz her yerdir. Hayatın bizi savurduğu yerlerde solmak yerine, kök salmayı seçtiğimizde gurbet biter ve asıl aidiyet başlar.

ETİKETLER: , ,
Merhabalar, ben Yağmur. Türkçe Öğretmenliği okuyorum. Hayatın ayrıntılarından ilham alıyor; gördüklerimi, yaşadıklarımı, duygularımı yazıya aktarmaktan keyif alıyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.