ARASAT
Şu yeryüzüne ömrümden düştü büyük bir arasat;
sevdiklerimin günahını taşırım, en günahkârı,
onlara koşarken biriktirdiğim ahların en ahkârı…
her ah bir sancıya dönüştü sonunda,
Haziran’da yeniden doğurdu beni,
güneş kendine yer ayarlarken.
Geçici mabet kıldığın şu kalbimi taşla,
başını koyduğun arşı yıkmaya çalıştığın o taşla.
Hayat önümde bir ahkâm yığını kurarken,
aşk kalabalık bir rüya kaldı ortada,
soruları bitmeden dağılmayan…
Kuzgun kılıcının sessizce açtığı
en saf düşüdür aşk.
İşte o düşün tam ortasında :
Uyan –
ma.
Uyandım ben yine Haziran’da;
ağzı bıçak açmayan bir çıra,
sarıcanı beklerken… Gönlüm döndü Hira’ya,
tarihin ilk sabahında aydınlanan,
tarihin en soğuk akşamında sönen.
Sönerken içimde filizlenen dünya,
kendi ateşinden bir iblis büyüttü.