KANATLARINI HATIRLAYAN KADINLAR
Bazı kelimeler sadece tek bir anlamı barındırmaz içinde. Bir hayatı, bir mücadeleyi, bir başkaldırıyı, bir dik duruşu da omuzlarında taşır. Bu kelimelerin hangileri olduğunu bildiğinizi umuyorum: “Kadın” ve “özgürlük.”
Bir kadına yakışan en güzel kelimedir özgürlük. Dünyaya gözünü açtığı andan itibaren birçok sorumluluk, birçok rol, birçok sıfat yüklenir kadının yüreğine. Kimi zaman bir evlat, kimi zaman bir abla, kimi zaman bir eş, kimi zaman bir anne, kimi zaman ise sadece bir kadın olur. Hayatın her köşesinde izi vardır ama çoğu zaman kendi varlığını bile hatırlayamaz.
Başkalarının gülümsemelerini kahkahalara dönüştürürken, başkalarının mutluluğunu büyütürken kendi hayallerini küçültür, kahkahalarının sesini kısar. Sessiz kalmayı erdem, vazgeçmeyi ise fedakârlık olarak öğrenir.
Oysa özgürlük tam da burada başlar. Bir kadının özgürlüğü sadece istediği yere gidebilmesi midir? Ya da istediğini giyebilmesi mi? Tabii ki hayır! Özgürlük; kendi düşüncelerini, istediklerini hiçbir kalıba sığdırmadan, hiçbir baskıya boyun eğmeden haykırabilmesidir.
Kendiyle ilgili kararları başkalarının onayından geçirmeden verebilmesidir özgürlük. Hayallerinin peşinden gidebilmesi, sevdiği mesleği yapabilmesi, istemediği şeylere “hayır” diyebilmesi değil midir özgürlük?
Özgürlük önce kadının ruhunda başlamalıdır. Yıllar boyunca kadınlarımız dünyanın dört bir yanında baskılara, işkencelere, törelere ve yasaklara karşı mücadele etti. Kimi zaman okumak istediği için, kimi zaman hayalini kurduğu mesleğe kavuşabilmek için, kimi zaman ise sadece “insan” olarak görülebilmek için savaştılar. Bugün sahip olunan birçok hak, cesur kadınların attıkları küçük ama güçlü adımların zafer işaretidir.
Ama özgürlük, geçmişte kazanılmış bir zaferden ibaret değildir. O, her gün korunması gereken en önemli değerlerimizden biridir.
Bazı kadınlarımız hâlâ hayallerine ulaşmak yerine onları ertelemek zorunda kalıyor. Bazıları baskı görmemek için yeteneklerini saklıyor. Bazıları ise kalbinin sesini bir ömür boyunca susturuyor. İşte tam da bu yüzden kadın ve özgürlük meselesi hepimizin meselesi olmalı. Çünkü “Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin ne kadar yüksek olduğuyla değil; kadınlarının ne kadar özgür olduğuyla ölçülür.”
Dikkat ederseniz özgür kadınlar sadece kendi hayatlarını iyileştirmezler. Çocuklarını, ailelerini, çevrelerini ve en çok da gelecek nesilleri iyileştirirler. Unutmayın ki özgür kadınlar, kendine güvenen çocuklar yetiştirir.
Bir kadının gözlerinde umut belirdiğinde; bir mahalle, bir şehir, bir ülke aydınlığa kavuşur.
Ne yazık ki özgürlük sadece dışarıdan size verilen bir hak değildir. Bir de kendi kendimize taktığımız görünmez prangalarımız vardır:
“Yapamam.” “Beceremem.” “Anlamam…”
Ve bir gün gelir…
Bir kadın kendi değerini kendi yazmaya başlar. Başkalarının ona çizdiği yoldan değil, kendi çizdiği yoldan yürümeye karar verir. İşte tam da bu an, özgürlük ilk sinyallerini vermeye başlar. Artık kadının kalbinde özgürlük ışıkları yanmaktadır.
Çünkü özgür kadın; kimseye benzemek için çaba harcamaz. O zaten kendisi olmayı çoktan öğrenmiştir. Hatalarıyla, başarılarıyla, hayalleriyle, cesur ve kararlı ruhuyla zaten eşsizdir.
Mücadeleden korkmayan, hayalleri uğruna savaşan cesur kadınlarımız bizlere şunu söylüyor aslında:
“Her kadın çiçek kadar narin, dağ kadar güçlüdür. Rüzgâr karşısında eğilebilir; bu çok normaldir. Ama hiçbir rüzgâr onu köklerinden koparamaz.”
Özgürlük, kadının doğuştan beri var olan kanatlarını yeniden hatırlamasıdır. Ve kanatlarını hatırlayan her kadın gökyüzüne ulaşmaya hazırdır. Kimse onun gökyüzüne ulaşmasını engelleyemez.