GÜNÜN KOŞTURMACASINDA KENDİNİ YİTİREN NESİL
Bazen düşüncelere dalıyorum. Biz ne garip bir nesil olduk. Aynı anda hem yorgun hem de hiç durmadan koşturmaya devam ediyoruz.
Bir yandan dünya koşturmacasına yetişmeye çalışırken, diğer yandan dünyanın bizden daha hızlı olduğunu kabul edemiyoruz.
Sabah gözümüzü açar açmaz elimiz hemen telefonumuza gidiyor. Haberleri değil, attığımız fotoğrafın yorumlarını okuyoruz. Ülkede neler olup bittiğini haberlerden değil, trendlerden takip ediyoruz.
Sosyal medyada gezinirken hayatları değil; beğenileri, takipçileri kontrol ediyoruz.
Biz; sürekli güncellenen uygulamalardan, değişen trendlerden, yenilenen telefon modellerinden yorulmuş bir nesiliz.
Bir gün herkes tasarruf hakkında konuşuyor, ertesi gün herkes astroloji yorumları yapıyor. Bir bakıyoruz herkes psikolog, bir bakıyoruz herkes ekonomist…
Her konuda fikrimiz var ama kendimiz hakkında pek de fikir sahibi değiliz.
Yakın zamanda fark ettim ki artık kimse “Nasılsın?” sorusuna gerçek, içten bir cevap veremiyor. Çünkü günümüz insanları dürüst olmaktan kaçıyor. “İyiyim.” demek daha kolay geliyor. “İyi değilim.” demek açıklama gerektiriyor ve biz açıklama yapmaktan korkuyoruz.
Dünümüzden yorgun, bugünümüzden telaşlı, geleceğimizden umutsuzuz.
Asıl sorun da bu:
Kendimizi güncellemenin bir yolunu bulamadık.
Telefonlarımızda her şey bir anda yenileniyor; bir tuşla yeni bir uygulama çıkıyor. Gündem tek bir tıkla önümüze geliyor.
Peki ya biz?
Biz en son ne zaman kendimizi güncelledik?
Ya da sorumu şöyle değiştireyim:
Neyi güncellememiz gerektiğini biliyor muyuz?
Geçen gün metroda herkesin aynı anda kulaklıklarını takıp telefonlarıyla ilgilendiğini fark ettim. Gözleri birbirlerini bile bulamıyordu. Herkes küçük ekranlarında, kendi küçük dünyalarında kaybolmuştu.
Yan yanaydılar, evet. Ama birbirlerinden kilometrelerce uzaktaydılar. Birliktelerdi belki ama yapayalnızlardı da.
Kimsenin kimseye dokunmadığı, herkesin kendi telefonuna gömüldüğü bir çağda yaşıyoruz ne yazık ki.
Sonra bir şeyi anladım:
Belki de bu çağın en büyük yeniliği sessizliği keşfetmek olacaktır.
Gürültü çok arttı. Herkes konuşuyor, herkes paylaşıyor, herkes bir şeyler anlatıyor. Asıl değerli olan ise neyi susturduğumuzdur.
Belki güncel olan bizlerizdir. Kaygılarımız, korkularımız, hızımız, tükenmişliğimiz, beklentilerimiz, ayakta kalma savaşı veren ruhlarımız…
Ve evet, hepimiz kabul edelim artık:
Biz çok yorulduk.
Ama yine de kimselere anlatmadan hayatımıza devam ediyoruz. Tıpkı şarjı %3 olan bir cep telefonu gibi… Bir noktada kapanacağımızı bile bile…
Ben bu aralar kendime küçük güncellemeler yapmaya başladım. Şimdi sizlere bunlardan bahsetmek istiyorum.
Geceleri telefonumu değil, kendimi şarja takıyorum. Nasıl mı? Telefon ekranıma değil; kendime, ruhuma bakıyorum. Bu bazen bir fincan kahveyle, bazen en sevdiğim kitabın rastgele bir sayfasıyla, bazen de sevdiklerime sarılmakla mümkün oluyor.
Sosyal medya hesaplarımdaki arkadaş sayısını değil, bugünümün bana neler kattığını hesaplıyorum.
Çünkü güncel olmak, her şeyi takip etmek demek değildir.
Kendini kaçırmamayı başarmaktır.
Sen en son ne zaman durup kendini, ruhunu dinledin?