GÜNCELLEME
Bilgisayarı açıyorsun, güncelleme geliyor; televizyon, telefon da aynı… Belli bir zamandan sonra yüklenen formatın üstüne yeni aktarımlar gerekiyor. Biz de o tuşa basıp ekranda beliren yazıyı takip ediyoruz:
Loading… %30… %50… %80… %99…
Sizce biz insanlara da güncelleme gerekmiyor mu?
Kendimizin en iyi versiyonuna ulaştık mı, yoksa yaşadığımız çağa olduğumuz hâlimizle yetiyor muyuz? İnsanın hayatında hep bir eşik vardır. O eşikte durmaya devam etmek insanı ileri götürmez. Bazen tek bir adım, çok şeyi değiştirir.
İnsanlar hep bir şeylerden şikâyetçi, hep birilerinden beklenti içinde. Ama kimse “Elimi taşın altına koyayım.” demiyor. Ben ne yapıyorum? Ben kendim olarak ne kadar varım? Şikâyet ettiğim konularda bir şey yapabiliyor muyum? Bu soruların cevabını önce kendimize vermeliyiz.
Tolstoy’un şu sözü ne kadar anlamlıdır:
“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
Aradan yıllar geçse de bu söz hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü değişim, önce insanın kendi içinde başlıyor.
Bilimsel verilere baktığımızda, bir çocuğun öğrenme potansiyelinin yetişkinlerden çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Çocukların beyin yapısı bilgileri çok daha hızlı kavrıyor. Sinaps adı verilen sinir hücreleri arasındaki bağlantılar çocukluk döneminde büyük bir hızla şekilleniyor. Beynin yaşantılara göre kendini yeniden yapılandırma kapasitesi, yani nöroplastisite, bu dönemde en üst seviyede oluyor.
Üstelik çocuklarda karar verme ve risk analizinde görev alan prefrontal korteks henüz tam gelişmediği için hata yapmaktan, rezil olmaktan ya da başarısız görünmekten bizim kadar korkmuyorlar. Bu yüzden daha cesurca deniyor, yanılıyor ve öğreniyorlar. Tehlikeden uzak kalabildikleri sürece bu, gelişimin en güzel dönemlerinden biri.
Biz ise büyüdükçe hata yapma korkusuyla kendimizi olduğumuz yerde bırakıyoruz. Bir de günümüzde çok sık duyduğumuz bir cümle var:
“Konfor alanımdan çıkmak istemiyorum.”
Oysa bu güvenli alan, bizi koruyor gibi görünse de çoğu zaman yavaş yavaş geriletiyor. Tek düze yaşamaya alışan beyin yeni sinirsel bağlar kurmayı azaltıyor ve zamanla tembelleşiyor.
Uzun süre diyet yapan insanlarda da benzer bir durum görülür. İlk başlarda kilo verimi hızlıdır; sonra bir noktada durur. Diyetisyenler bazen “Vücudu şaşırtmak gerekir.” der. Çünkü beden sürekli aynı düzene alışınca kendini korumaya alır. Kimi zaman kişiye bir günlüğüne normalde yemediği yiyeceklerden tüketmesi önerilir. Bu küçük değişiklikten sonra vücut yeniden harekete geçer.
Beynin de buna ihtiyacı var: şaşırmaya.
Araştırmalar gösteriyor ki beyin zorlanmadığı, yeni şeylerle karşılaşmadığı sürece yeni nöronal bağlantılar üretme konusunda isteksizleşiyor. Sürekli aynı yolları kullanmak, aynı insanlarla konuşmak, aynı düşünceleri tekrar etmek bilişsel esnekliği azaltıyor. Bu da zihinsel yaşlanmayı hızlandırabiliyor.
O hâlde kendimizi belirli aralıklarla güncellememiz gerekiyor.
Peki nasıl?
– Okuduğumuz kitapların türünü değiştirerek,
– Dinlediğimiz müziklere yeni sesler ekleyerek,
– Farklı bakış açılarını gerçekten dinleyerek,
– Soframıza yeni tatlar koyarak,
– Yeni insanlar tanıyarak,
– Ve bazen de bize iyi gelmeyen alışkanlıkları, ortamları, hatta ilişkileri geride bırakmayı göze alarak…
Çünkü bize iyi gelmeyen her yerde, bazen de bizim kendimize iyi gelemediğimiz her durumda güncelleme şarttır.
Belki de ara sıra içimizde şöyle bir ekran belirmeli:
Loading… %30… %50… %80… %99…
Ve biz o sırada kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Son sürümüm gerçekten bu mu?”