8 Ağustos 2026, 04:16:04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 33°C
Az Bulutlu
Afyon
33°C
Az Bulutlu
Cum 33°C
Cts 32°C
Paz 31°C
Pts 30°C

YUVANIN TA KENDİSİ

YUVANIN TA KENDİSİ
7 Ağustos 2026 17:35
63
A+
A-

Bir sofra vardı içimde,

Yeryüzüne serilmiş ilk harita gibi.

Üzerine konan her tabak, bir kıtanın kalbi

Ve her ahşap çizik, zamanı gösteren bir pusula.

 

Annemin ellerinden geçerdi mevsimler;

Sonbaharın içli sarısı, yazın patlamış mısırı,

Kışın içine çekilmiş o mercan tenhalığı…

Bir çorbanın buğusunda,

Çocukluğumuzun sesi yükselirdi;

Perdeleri aralayan ilk sabah ışığı gibi.

 

Babam sofraya oturunca,

Gölgesi uzanırdı masanın tahta damarlarına.

Ceketinin iç cebinde geçim yükü,

Yorgun gözlerinde uyuyan bir yarın…

Konuşmazdı çok;

Ama her susuşu, bir kürek darbesi gibi derindi.

Sofrada ekmek iki dilimse eğer,

Biri dertti, diğeri sabır…

 

Kardeşimin tabağındaki yarım köfte,

Benim boğazımda bir yumru olurdu.

Aile; birinin doyması değil,

Diğerinin yutkunurken duraksamasına benzerdi.

 

Çaydanlık hep kaynardı ocakta,

Dertlere karşı duran bir umut miğferi gibi.

O kaynadıkça odaya bir sıcaklık yayılırdı;

Dilimiz yansa dahi içerdik o çayı,

Çünkü o sıcaklık, aile muhabbetinin ta kendisiydi.

 

Annem, her sabah sofrayı kurarken

Sadece tabağı, kaşığı değil,

Bütün bir ömrünü sererdi önümüze.

Tabakların desenleri arasında uçuşan turnalar,

Porselenden kalkıp dualara karışırdı.

 

Babam son lokmayı yutunca,

“Doydunuz mu?” diye soran o ses,

Bir lodos gibi önümüzden geçen dilsiz bir zaman olurdu.

O sorunun asıl cevabı,

Yalnızca annemin gözlerinde saklıydı…

Hiçbir söz, o bakışla yarışamazdı.

 

Ve biz büyüdük o sofrada;

Başında kavga ettik, başında dua ettik,

Ama her seferinde yine o masaya döndük.

Masa beş kişiydi belki,

Ama biz, eksiğiyle fazlasıyla,

Sadece orada “yuva” olduk.

 

Şimdi uzaklarda sofram

Ve her bardağa biraz “geçmiş” sızıyor.

Bir kaşıkta dedemin sesi çınlıyor,

Bir tabakta annemin alnındaki o derin çizgi…

Bazen boş bir sandalye bırakıyorum sofraya;

Çünkü aile, yok olanın yerini

Gönülde taht kurarak doldurmaktı.

 

Bir sofra vardı içimde,

Bir ağaç misali kök salan;

Kökleri babama, gövdesi anneme, meyvesi çocuğa duran…

 

Ömrümüzün kalbiydi o sofra, canın ta kendisi,

Gölgemizde büyüyen, lokma lokma aşımız…

Merhaba, ben Ece Nur Gürlü. Sarıgazi Anadolu Lisesi 12. sınıftan mezun oldum. Bu yıl, Allah nasip ederse üniversite eğitimime başlayacağım. Şiir yazmaya ve edebiyata olan merakım 10. sınıfta başladı; aslında öncesinde de edebiyatı çok severdim. Ancak, bir öğretmenimin ilk tanıştığımızda kendimizi tanıtmamız amacıyla herhangi bir konuda şiir, düzyazı veya kompozisyon yazdırması ve sonrasında bunu yorumlamasıyla yeteneğimi fark ettim. Üç yıldır şiir yazıyorum; hem il hem de ilçe genelinde düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceler aldım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.