30 Haziran 2026, 17:14:08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 30°C
Açık
Afyon
30°C
Açık
Çar 31°C
Per 31°C
Cum 30°C
Cts 29°C

BİR YAZ MELANKOLİSİ

BİR YAZ MELANKOLİSİ
30 Haziran 2026 13:42
18
A+
A-

Güneş yavaş yavaş çekiliyor gökyüzünden. Balkon demirleri gün boyu biriktirdiği sıcağı akşamın serinliğine bırakırken fesleğenlerin arasından geçen hafif rüzgâr yüzüme dokunuyor. Sokaktan çocuk sesleri yükseliyor; yeni sulanmış asfaltın kokusu, uzaktan gelen kahkahalar, balkonlardan taşan sohbetler… Yaz, hiçbir telaşı yokmuş gibi ağır ağır mahalleye yerleşiyor.

Ben ise uzun zamandır ilk kez hiçbir yere yetişmeye çalışmıyorum.

Balkona yaslanıp sadece etrafı izliyorum. Gökyüzünün rengi değişiyor, çocukların sesleri yavaş yavaş akşama karışıyor. O an içimden tek bir cümle geçiyor:

– Sonunda evdeyim.

Buraya gelene kadar ne kadar yorulduğumu ancak eve döndüğümde anlayabildim. Koca bir kış boyunca hep bir sonraki güne yetişmeye çalıştım. Dersler, iş, sorumluluklar… Günler birbirinin içine karıştı. Yorulmak zamanla alıştığım bir duyguya dönüştü. Asıl fark etmediğim şey ise o koşturmanın içinde kendimden de yavaş yavaş uzaklaştığımdı.

Eskiden çok kolay gülerdim. Sonra bir gün, ne zaman sustuğumu hatırlayamaz oldum. İnsan bazen kendini büyük acılarda değil, sıradan günlerin içinde kaybediyormuş. Her gün biraz daha eksilerek… Bir sabah aynaya baktığında yüzündeki yorgunluğu tanıyor ama gözlerindeki yabancılığı açıklayamıyor. İşte ben de tam öyle hissetmiştim.

Belki de bu yüzden bu yaz bana sadece dinlenmek gibi gelmedi. Sanki uzun zamandır görmediğim bir dostla yeniden karşılaşmış gibiydim. O dost da bendim.

Akşam olunca yine kendimizi mahallenin sokaklarında buluyoruz. Nereye gideceğimizi konuşmuyoruz bile. Çünkü yıllar geçse de ayaklarımız aynı sokakları ezbere biliyor. Bir süre günlerden, okuldan, hayattan konuşuyoruz. Sonra nasıl oluyorsa sohbet dönüp dolaşıp çocukluğumuza geliyor.

Birimiz eski bakkalı hatırlıyor. Birimiz yaz akşamları oynadığımız saklambacı. Bir başkası bisikletten düştüğü günü anlatıyor. Hepimiz aynı anıları farklı yerlerinden tutuyoruz.

Mahallenin tam ortasında kocaman bir dut ağacı vardı. Yaz gelince ilk işimiz ona tırmanmak olurdu. Ama ben hiçbir zaman alt dallarla yetinmezdim. Hep en yukarı çıkmak isterdim. En yüksek dala oturur, ayaklarımı aşağı sallandırır, dut yerdim. Dallar rüzgâr estikçe hafif hafif sallanırdı ama hiç korkmazdım. Ne düşmekten ne canımın acımasından… Çocukken insanın aklına bunlar gelmiyor çünkü. Tek derdi, uzanabildiği en koyu renkli dutu koparmak oluyor. Avuçlarım mora boyanırdı. Tişörtümde çıkmayan lekeler olurdu. Eve döndüğümde annem söylenirdi ama ertesi gün yine aynı ağacın en tepesindeydim.

Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki özlediğim şey yalnızca o dut ağacı değilmiş. En tepesine korkmadan çıkabilen çocukmuş. Hayatın henüz ağır gelmediği, yarını düşünmeden yaşayabildiğim, akşam olunca eve dönmenin bütün dünyaya yettiği o çocuk…

Sohbet devam ediyor ama ben bir an sessizleşiyorum. Arkadaşlarım konuşurken yüzlerine bakıyorum. Hepimiz büyümüşüz. Her birimizin omuzlarında görünmeyen yükler var artık. Ama çocukluğumuzdan bir anı açıldığında hepimizin yüzünde aynı gülümseme beliriyor.

Gece yavaş yavaş mahalleye yerleşiyor. Sokak lambaları yanıyor. Çocuk sesleri azalıyor. Gökyüzü karardıkça içimde aylardır dinmeyen uğultunun da usul usul dağıldığını hissediyorum. Hayat değişmedi. Yaz bitince yine gideceğim. Yine yorulacağım. Ama artık biliyorum ki insanı ayakta tutan şey, gerektiğinde dönebileceği bir yer olduğunu bilmektir.

Yıllar boyunca mutluluğu hep ileride sandım. Oysa o, çocukluğumun geçtiği sokakta beni bekliyormuş. Belki bu yaz bana yeni bir hayat vermedi. Ama bana unuttuğum bir gerçeği yeniden hatırlattı: İnsan bazen en çok, kendisi olmaktan uzak düşüyor. Sonra bir yaz akşamı çocuk seslerinin arasından geçen serin bir rüzgâr, eski dostlarla edilen bir sohbet ve yıllardır yerinden kıpırdamayan bir dut ağacı usulca elinden tutuyor. Ve hiçbir şey söylemeden onu yıllardır aradığı yere götürüyor: kendine.

ETİKETLER: , ,
Ben Nagihan Kırbaş, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi ikinci sınıf öğrencisiyim. Deneme yazılarıyla ilgileniyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.