SANAL GERÇEKLİK
21. Yüzyıl’ın bize sağladığı sayısız imkanlarla; yaşam şartlarımız “atalarımızın yaşadığı hayat şartlarına göre” çok daha iyileşmiş durumda. Hızla gelişen teknoloji bu kayda değer ilerlemenin en büyük kaynağı. İnsanlar fiziki kuvvete dayanan birçok işi artık makinelerle kolay ve hızlı bir şekilde yapabilmekte, haberleşme ağı ile dünyada olan her gelişmeden aynı anda birçok insan haberdar olabilmektedir. Sağlık hizmetleri, resmi hizmetler teknoloji sayesinde daha hızlı ve güvenilir hale gelmekte ve bu gelişmeler hızla devam etmektedir.
Gelişen bu hayat şartları ve teknolojinin büyüsüne kapılan insan, günlük hayatta telefon, bilgisayar, tablet gibi araçlarla fazlaca hemhal olmuş durumda. Aile içi iletişim ve sosyal hayatın yerini almaya başlayan teknoloji “ürkütücü bir şekilde” hayatımızın odak noktası haline geldi. Her an ekran karşısında olmak zorundaymış gibi hissediyoruz. Günlük hayatımızda gerçek kişi ve gerçek duygular, yerini sanala bırakmaya başlıyor.
Sanal dünya gerçeklikle iç içe geçmiş halde. İnsanlar kamera karşısında yaşamlarının en mahrem anlarını bile paylaşır duruma geldi. Çok daha fazla beğeni, daha fazla yorum ve dikkat çekebilmenin verdiği haz, insanların tatmin olmasını sağlıyor. Günlük rutinimizin bir parçası haline gelen kısa video izlemek, fotoğraf veya videolarla başkalarının nerede, ne yaptığı bilgisine ulaşmak, anlık duygu durumu paylaşmak gibi aktiviteler gerçek hayatın sanal ortamda yaşandığının bir göstergesi. İnsanlar; zor durumda kalan birine yardım etmeden önce kamerayla kayıt altına alır hale geldiler. Durum gittikçe ciddi boyutlara ulaşıyor ve sanal dünya içindeki insan, sosyal ilişkilerinde bocalıyor. Özellikle gençlerimiz, bu sanal dünyanın içine doğdukları için onların hayatının vazgeçilmez bir parçası. Şarjı bitince veya internet sıkıntısı yaşayınca gençler depresif belirtiler göstermekte. Bir uzvu gibi kullandığı telefon ve bilgisayarlarının onlardan kısa sürede olsa uzak kalması sürekli birşeyler kaçırıyorum hissi veriyor. FOMO (Fear of Missing Out), başkalarının daha iyi hayatlar yaşadığı düşüncesiyle sürekli ekranı kontrol etme, kaygı ve yetersizlik hissi yaratan sendrom. Bunu sadece gençlerimiz değil bizlerde yaşıyoruz. Bu döngüden kurtulmak için ekran sürelerini kısıtlamak, anı yaşamaya odaklanmak ve dijital detoks yapmak gerekiyor.
Çocuklar ise medya oyuncağı olarak kullanılıyor. Özellikle 0-3 yaş grubunun sevimli hallerini görüntüleyen ebeveynler bunları paylaşmaktan, hatta sistemli olarak kamera karşında içerik üretmekten çekinmiyor. Bizim annelerimiz nazar değecek diye “güzel” kelimesine yerine “çirkin” kelimesini kullanacak kadar hassas davranırken, gelinen nokta işin boyutunu gözler önüne seriyor. Bir de tamamen maddi çıkar amaçlı oyun videoları çeken çocuklar var. Onlar da evde çalışan işçi gibi. Tabiki acımasızca değil fakat yine de böyle bir yük yüklemek ne kadar doğru? Yetişkinlerinde dahil olduğu bu oyun videoları diğer çocuklar tarafından milyonlarca kez izleniyor. Bu videoları izleyen çocukların ekranda kalma süreleri uzuyor hatta bağımlılık derecesine ulaşıyor. Evde kendi kendine oyun oynayamayan, kendini ekrandaki oyunlarla avutan bir nesil yetişiyor. Ebeveynler olarak bu nokta da müdahale etmek, evde oyun imkanları yaratmak, sık sık açık havada veya kendi yaşıtları ile oynayabileceği ortamları yaratmak bizim elimizde.
Teknoloji, sosyal medya yaşamın artık vazgeçilmez bir parçası. Ondan kaçmak ya da eleştirmek sadece bizi bu işin cahili yapar. Kötü ve gereksiz içerikler olduğu kadar teknolojiyi kendi çıkarımız ve iyiliğimiz için, daha hızlı bilgiye ulaşmak için, genel kültür için ve dahi sağlık için kullanabiliriz. Eskiden olduğu gibi ciltlerce ansiklopedi karıştırmak yerine birkaç dakika içinde istediğimiz bilgiye ulaşabiliyoruz. Bunu kendi lehimize çevirebilir, hızlı bilgiye ulaşmayı avantaj haline getirebiliriz. Digital yayınlarla, bilgilendiren video içerikleriyle kendimizi geliştirebiliriz. Velhasıl sanal dünyayı gerçek hayatımıza uyarlayabiliriz. Değişen dünyanın, değişen bireyleri olarak bu zamanın getirdiği yenilikleri kendi fiziksel ve ruhsal sağlığımız için kullanır ve değerlendirirsek gelecek için sağlam temeller atmış oluruz.