5 Ekim 2026, 13:31:53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 14°C
Az Bulutlu
Afyon
14°C
Az Bulutlu
Cts 15°C
Paz 17°C
Pts 19°C
Sal 19°C

MARTILARIN BİLDİĞİ

MARTILARIN BİLDİĞİ
5 Ekim 2026 10:49 | Son Güncellenme: 5 Ekim 2026 11:18
31
A+
A-

Sabah, Ege’nin üzerine usulca bırakılmış ince bir ipek örtü gibi seriliyordu. Gecenin koyu laciverti yavaşça çözülüyor, ufuk çizgisinde beliren gün ışığı denizin yüzeyinde altın serpintiler bırakıyordu. Kıyıya bağlı balıkçı tekneleri hafif dalgaların koynunda sallanıyor, direklerden yükselen ince gıcırtılar martıların keskin çığlıklarına karışıyordu.

Köy henüz tam olarak uyanmamıştı. Taş evlerinin bacalarından yükselen dumanlar, sabah serinliğinde süzülerek gökyüzüne dağılıyor, dar sokaklar geceden kalan sessizliği koruyordu. Avlulardaki sardunyalar günün ilk ışıklarıyla renklenirken zeytin yaprakları rüzgarla hışırdayarak denizden gelen tuz kokusunu köyün her köşesine yayıyordu. Bu küçük kıyı köyünde hayat, yıllardır aynı ritimde akıp gidiyordu. İnsanlar birbirlerini yalnız isimleriyle değil, hikayeleriyle tanırdı. Kimin hangi evde doğduğunu, kimin ne tür bir acı yaşadığını, kimin hangi sevdayı yüreğinde sakladığını herkesin bildiği sanılırdı. Oysa bazı sırlar vardı ki ne kahve sohbetlerinde dile gelir, ne de fısıltılar arasında kaybolurdu.

Bazı sırları yalnızca deniz bilirdi… Bir de martılar.

Köy meydanında duran eski otobüs, kısa bir homurtuyla kapılarını açtı. İçinden birkaç yolcu indi. Son yolcu ise elindeki kahverengi bavulla bir süre olduğu yerde durdu.

Zeynep…

Tam on dört yıl sonra yeniden köyüne dönmüştü. Gözleri yavaşça çevreyi dolaştı. Çocukluğunun geçtiği sokaklar, gençliğinin hayallerini kurduğu kıyılar, her köşesinde bir anısını bıraktığı taş evler… Her şey hem tanıdıktı hem de yabancı. Rüzgar saçlarını savurdu. Denizden gelen tuzlu koku ciğerlerine dolduğunda, yıllardır zihninde kilitli duran hatıralar birer birer canlandı: Babasının gür sesli kahkahası, annesinin akşam üstleri kapının önünde oturup örgü örüşü, yaz gecelerinde iskelede koşarken ayaklarına yapışan kumlar… Bir an için gözlerini kapattı. İnsan bazen bir yeri değil, bir zamanı özlüyordu. Ve bazı zamanlar geri gelmese de insanın içinde yaşamayı sürdürüyordu. Zeynep gözlerini açtığında karşısında uzanan denize baktı. Dalgalar kıyıya vuruyor, ardından geri çekiliyordu. Tıpkı yıllar gibi geliyor, geçiyor; ama izini mutlaka bırakıyordu.

Babasının kaybolduğu haberi aldığın günü hatırladı. Köyü terk etmesinin sebebi de buydu zaten. Yıllar önce çıkan şiddetli bir fırtınada babası denize açılmış, ardından kaybolmuştu. Günlerce aranmış, haftalarca beklenmiş sonunda herkes onun öldüğüne inanmıştı.

Herkes… Zeynep dışında.

Çünkü hafızasının derinliklerinde, o geceye ait silinmeyen bir anı vardı. Babası evden çıkmadan önce diz çökmüş, ellerini omuzlarına koymuştu. Gözlerinde tuhaf bir hüzün vardı, sanki söylemek isteyip de söyleyemediği şeyleri taşıyordu içinde.

“Ne olursa olsun denizi dinle kızım,demişti.”

Zeynep o zamanlar bu sözün ne demek olduğunu anlamamıştı. Babası devam etmişti. İnsanlar bazen gerçekleri saklar ama deniz saklamaz. Martılar da denizin gördüklerini bilir. Aradan geçen yıllara rağmen bu cümle hafızasından hiç silinmemişti. Şimdi aynı denizin karşısında dururken, sözlerin ağırlığını ilk kez hissediyordu. Çünkü annesinin ölümünden birkaç gün önce annesine bıraktığı küçük bir anahtar vardı elinde. Eski, paslı ve sıradan görünen bir anahtar…  Fakat Zeynep’in henüz bilmediği bir şey vardı; o anahtar yalnızca kilitli bir kapıyı değil, yıllardır sessizliğe gömülmüş bir gerçeği de açacaktı. Zeynep, elindeki anahtarı sıkıca kavradı. Gün batımına yaklaşan denizin üzerinde martılar süzülüyor, dalgalar kıyıya aynı sabırla vuruyordu. Yıllardır peşinde koştuğu soruların cevabı belki de çok yakındaydı. Bir süre ufka baktı. Sonra babasının sesini duyar gibi oldu, “martılar da denizin gördüklerini bilir.”

Zeynep başını kaldırıp gökyüzünden uzaklaşan martıları izledi. O an gerçeğe ne kadar yaklaştını anladı anahtarı avucunda sıktı. Ve kıyı boyunca yürümeye başladı. Arkasında deniz önünde yıllardır cesaret edemediği bir hayat vardı. Deniz susuyor, martılar biliyordu. Zeynep artık gerçeğe yürüyordu.

 

 

 

 

ETİKETLER: , ,
Ben Feride kitapların dünyasında kendini bulan kelimelerle düşünmeyi ve anlatmayı seven biriyim insanların sakladıkları duyguları yazıya dökmeyi seviyorum iki çocuk annesiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.