SAHTEKAR İZMİR
İzmir’in boynunu büktüler, canını yaktılar,
O şehir ki; ne girdaplardan aydınlığı bulmuştu
Sahillerinde kaç ayrılık yaşandı İzmir’in,
Kaç sevdaya leke sürüp kaç kadeh tutmuştu.
Serserilerini dağlarda ziyaret ederdi İzmir,
Sokak lambaları olmayan çulsuzlara inat
İftiraları bağrına basmıştı rüzgarlı bir gece
Çimlerinde ağlardı kol kola bir hırsız ile bir zât.
Öyle herkesi de almazdı kapısından İzmir,
Ya kaybedecek bir şeyin olmalıydı yanında
Ya da küsmüş olacaktın sırtındaki şehirlere
Dönüşün anahtarını koymadıysan çantana.
Rükûya giderken içkisini yudumlardı İzmir
Allah’a şükrederken sarhoş bırakırdı kendini,
Eşiğinde yatan kadınları rüşvetsiz bırakmazdı;
Nasıl cömerttir söylemez, saklardı hep ismini.
Kafayı bozmak isteyene ilaç gibiydi İzmir,
Her adama sunmazdı yalnız altın tepsiyi,
Hisseder kim sever, kimler nefret ederdi
Söküp çıkarırdı kötülerin arasından iyiyi.
Anlat İzmir’im anlat! Biraz sen anlat yavrunu,
Biraz da sen vur yüzüme kim olduğumu
Biraz da sen gir yorganın altına da…
Belki ağzın açılır, anlarsın sen olduğumu.
Ben seninim İzmir, sen de benim olacaksın!
Kuşlara ümit atıyorsak orada olacaksın;
Alevlerini tam atacaksın ki geçmişi olmasın
Ben sana düşman, sen bana yâr olacaksın.
Fakat; Konak’a gidip yine kuşlara yem attı İzmir,
Asansörden Karataş’a şarkılar eşliğinde indi
Kahvaltısını yaptığı sahilden kalktı ve yürüdü,
Kelimelerimi çaldı ve boydan boya yüzdü İzmir.
Hiçbir zaman benim olmadı sahtekâr İzmir,
Her incir ağacının dibinde bitiverdi bu şehir
Aldattım sandın değil mi seni? Aldatmadım.
Henüz değil, fakat kaç dakikam var? Evet “bir.”
Taşındığım yeni kent ne kadar iyi geldi bilsen,
Orada çiçekler, böcekler, evler ve ben varım
Sigara içmezsem aklıma dâhi gelmiyorsun artık,
Kötü bir huyum var İzmir; ben sigaraya bağımlıyım.