İBLİSTEN Mİ DOĞDU İNSAN?
Haykırmak istiyorum,
mühürlenmeden ağzım,
kısılmadan sesim,
eğilmeden dilim,
çıktığı kadar avazım.
Hınçla sıktığım parmaklıklar
avuçlarımda kırılınca,
bütün kokuşmuş yargılardan sıyrılarak
lekelenmemiş yüreğimle yalnızca:
“İnsansın insan, insan kal insan kardeşim.”
Bir şiir ısmarlasam sana,
anlarsın insan olduğunu zannımca.
İnsana dair dertler derlesem,
dermanına yorsan idrakini,
hibe etsen vaktini kararınca,
düşünmek için kalsan yalnız
ve hep düşünsen yalnız kalınca…
Alsam avucuma dünyayı,
döndürsem insan başını.
Sonra dursa zaman,
dağılsa bulutlar,
maviye bürünse asuman…
Taksan başına adalet tacını,
koysan vitrine vicdanını;
“Pazarı yok.” der, kapatırdın eskiden tezgâhını.
Fakat artık çağ başka:
“Medeniyet geldi, uygarız!”
İlgisiz kalmıyor neslimiz.
Sen sür hele erdemi piyasaya;
göreceksin o vakit
gözlerden fırlayan yergilerin
ve dillerden taşan yargıların
camları nasıl indirdiğini,
paramparça edilişini erdemin…
İşte böyle insan kardeşim,
alıcısı yok bu insanca hislerin,
müşterisi kalmadı şiirlerin.
Vicdan, Mecnun’un çölüne döndü;
bebekler ve deliler bile kötülük gördü.
Onlara hürmet eden muhteremler dövüldü.
Utandı ruhlar,
küstü yağmurlar,
çatladı toprak,
titredi ekmek,
koktu tuz,
bulandı su.
Haykırmak istiyorum:
Biz iblisten mi doğmuşuz?
“küstü yağmurlar, ”
İblise uyan insan her şeyi küstürdü. Yüreğine sağlık başarılarının devamını dilerim.