19 Nisan 2026, 17:22:27
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 10°C
Az Bulutlu
Afyon
10°C
Az Bulutlu
Pts 14°C
Sal 17°C
Çar 16°C
Per 9°C

HANİ O GÜNLER Kİ

HANİ O GÜNLER Kİ
27 Şubat 2026 15:06
146
A+
A-

Hani o günler ki;

Fecr ile yeşeren gençleri bekliyor.

Yiğitler, mayınlar üstünde bir kuş.

Muradı olmayan günlerin okkasını tartmış,

Namlusundaki gül kokulu mermiler,

Barışa hasret gençler.

 

Kaç hasret yitirildi alınlarındaki secdede?

Viran olmuş kaç gecede filizlenmişti gözyaşları;

Myanmar, Doğu Türkistan, Gazze ve nice mazlum beldede…

Tomurcuk açması için âb-ı hayat bir niyaz,

Teheccüd ravzası üzerinden semaya!

 

Evet, demdir bu:

O günün kıvanç demi;

Alnımda çivi ile kazılıdır yıllardır.

 

Kışlası dar, çetin dağlarda;

Umudu kesilmiş urganlarla örtülü gece.

Bekleyişin ölüm sancısı,

Dakika dakika bıçak saplanırcasına kelimelerin sadrında!

 

Uykusuz gecelerin kâbusu iki hece:

—Hasret!

Manaya iki keskin hançer yarası.

Hasret ki o günlere,

Arşa varan, filizlenecek müjde!

Ne ayıp ki ermezsem…

Yaşamak sığ bir balçıkta…

Kararmış dolunay dahi;

Dört yanım ki hâim,

Çiyanlarla boğuşan.

O geceye varamadan salınırsam ölüme—

Meçhul ve noksan kalır kalemim.

 

Çünkü duymanızı isterdim

O güne varınca mürekkebimden yücelen beyitleri!

Bir bilsem o güne varmanın yeniden oluşunu,

Cihanın gözlerinden öperdim;

Kanatlanırdım visalin huzur veren yamacına.

 

İşte bir umut o gün:

Cennet, o günlerin ayakları altında!

Öpüyorum o civan saatlerin gözünden.

 

Biliyorum,

“Sen de mi?” diyeceksin.

“Sende de var mı bu vecd?

Lâyık mısın o güne?

O güne erdirmeğe insanlığı”

Evet, ben de!

Ben şairim!

Çünkü insanlık yanıyor bağrımda:

Yangınlar, korku dolu irinler…

Nemrut’un ateşi korlanıyorken mâbedlerde,

Maarif, kültür, lisanımız ve nicesi

Dağlanıyorken safsata zağarlarında.

Ve başka yoksa benden, bizden, kültürümüzden;

Kaybolacaksak eğer başkalaşmanın zifirinde,

Köhne bir köşede ölümü gülerek bekleyemem.

Yek diğerinden ayıramam:

Anadolu şalvarını, Orhun öğütlerini,

Yunus’u, Fatih’i, Karacaoğlan’ı;

Kuru ekmeğin bir lokmasını tüm dünyaya!

 

Ben şairim!

Bıçkılanmış sözlerle sana

Bir düş, bir hülya hovardalığı değil bu sözlerim—

Bizi biz eden müjde:

O güne varmak niyetiyle sana getirdiğim dizgi!

 

O günden evvel,

Tan yeri ağarınca Rahmân’a erişirse ruhum,

Güvercinlerle gönderdiğim risale elinize vardığında,

O günün vecdinden öğütleri dinleyenler

“Yiğit!” diyecekler belki bana.

Görünce,

“Hazret-i Mikâil’in sûra üfüreceğine

İnandığı kadar inandığını” davamda,

“Doru” ve “filinta” diyecekler

Cehennem yürekli yiğitler bile.

 

Evet, iblisler bile “sihirbaz” diyecek!

Çünkü beyhude yüceltilere bir kere dahi sığınmadı buyruklarım.

“Yüreğim vuruldu, fakat leşlerimi yemedi kargalar!”

Diyeceğim mahşerde.

Gecenin geceden kara olduğu günlerde bile

Vurulmamıştı selvi boylu ümidim!

 

O gün ki cihanlar önümüzde,

Bir tekmil ile yedi kıta hazırda!

En âsî dövüşenler bile o gün önümüzde süngüsüz.

Altın dağlarla donatılmış silahlarımız;

Ne mavi göklerde gâvurun demir süsü,

Ne deniz altında karanlık fikir dehlizleri …

Batık Batı şâh iken, haraç ile gezdiğimiz yerlerde

Şimdi;

Gökte hür kuşlarımız,

Denizde hür bakışlarımız.

Bir bilsen: Oralarda can veren nice meçhul askerler!

 

O gün ki maarif, kültürümüz:

Hikmetten insanlığa armağan bir maarif!

Maarif ki;

Ezelden ebede bahar çiçekleriyle müzeyyen.

Ak ve doru bir at olmadan altında

Sina çölünü bu maarifle aşan Yavuzlar.

Karayı deniz eden, yürüyerek gemiyi

Kudsî bir ümit bahşeden maarif!

Al yazmalı namusuyla peçesiz savaşmayan neneler yetiştiren maarif.

Çanakkale maarifi,

Kûtü’l-Amâre maarifi,

Menbaını Bedir’den, Uhud’dan, Hendek’ten alan maarif.

 

O gün ki lisanımız, edebiyatımız:

Cehennem taburlarından insanlığa yalnızca zulüm bıçkılayan

Manasız, köhne, bitap kelimeler değil!

Tanımlanmak onların gözünden lisanımı?

Kelâmımı ne ilkel bir bataklık!

Bizzat menbaı gökler olan kelimelerle

Süslemek lisanımızı:

Çalab’tan gönül bahçesine dek.

 

Tekkelerle cuşa gelen, ruhlanan,

Âdeta harlanan tasavvuf aşkıyla!

Coğrafyaya on yüz yıllardır ekilen

Namus, töre açelyalarını koparmadan.

Olduğu gibi, kültürümüz gibi;

Annemizin yazması, dedemizin takkesi gibi.

Yani cennetle müjdelenen fakat daha kefenlenmemiş bizim gibi.

Hâlâ cenneti yaşatan komşusuna bir tas çorbayla…

Ötesi: Bir tas çorbanın bile cennete tomurcuk olması!

 

Daha nice kar altında olan muştumuz var, bilirim:

Bizim kardelen ümidimizle yeşerteceğimiz baharlara gebe.

Ay bugün yangın siyahî;

Fakat yarın gebedir

O günün vecdiyle

Koşturan hür çocuklara!

Netameli bir vuslat o güne…

Satırdan sâdıra, varmaktır niyetim... Nazmım tekkemden hakka varan bir meşk, Veznim bir sadâ, ezelden ebede meyyâl              
YORUMLAR

  1. Anonim dedi ki:

    Güzel bir şiir olmuş. Anlam kopukluğu hissettim bazı yerlerde sanırım şiirin uzun olması etken gibi. Yüreğine sağlık. Kalemine kuvvet. Başarılarının devamını dilerim.