Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

SİNYORA

SİNYORA
28 Ocak 2026 22:26 | Son Güncellenme: 28 Ocak 2026 23:19
132
A+
A-

Bak Sinyora;

Zaman, dikiş tutmaz bir

Terzi hatasıdır bizim buralarda…

Öyle alelade bir sökük de değil üstelik,

Hani gömleğin kolunu yakasına dikmişler gibi.

İki parantez arasına sıkıştırılmış bir “belki” telaşı.

Dizlerimiz kanıyor Sinyora, ama eteklerimiz o kadar fırfırlı ki kimse görmüyor.

Herkesin bir “gitmek” kamburu var sırtında,

Heybesinde ütüsüz ayrılıklar…

Ben buradayım Sinyora,

Yerleşik bir sızı gibi kapı eşiğindeyim.

Sevdikçe çoğalan,

Çoğaldıkça eksilen yanımla…

Sevdikçe eksiliyorum Sinyora,

İçimdeki çocuk her gün

Bir dişini daha kaybediyor bu kavgada.

Sahi Sinyora,

Hayat neden hep bizim söküğümüzden çekiyor ipi?

Gözlerimde ölü güneşler birikiyor, görmüyor musun?

Hepsi birer birer ayaklanıyor,

Hepsi doğmak telaşında.

Oysa doğmak diyorum;

Hayatın ortasına yanlış yere

Düşmüş bir virgüldür çoğu zaman Sinyora.

Okunmaz, anlamı bozar,

İnsanı kekeme yapar o virgül.

Ama yine de o ölü güneşler,

O yanlış virgülün peşinden koşuyor işte.

Ben ise yerleşik bir sızıyım şimdilerde.

Hayat mağlup etmekte bizi Sinyora

Çünkü Zaman onun aşılmaz gücü

Bizim ise zaafımız; kaybetme korkularımız

Yenilginin acısıyla bükülüyor sırtımız

Oysa zamanı alt edebilmenin gücünü taşımaktayız

Mütemadiyen umut yeşerten yüreğimizle.

Umutlar galip gelecek meydan okuyan zamana

Umuttan umudunu kesmeyenler adına.

Bak Sinyora,

Zaman bazen bir düşman değil,

Uzun süre yüzüne bakmadığımız bir aynadır.

Biz ona kızdıkça

Kendi kırışıklığımızı saklamaya çalışıyoruz belki de.

Kimse öğretmedi bize

Kaybetmenin bir dili olduğunu.

O yüzden susuyoruz;

Suskunluğumuzla büyüyor bu yarık.

Her susuş, biraz daha yer açıyor içimizde.

Dinleyin diye yalvarmıyoruz,

Zamanla var olmanın eşiğinde duruyoruz sadece.

Yaralarımızın ortasında,

Hayat kendi şarkısını açıp gülüyor bize,

Biz dinliyoruz Sinyora,

Yerimizden kımıldamadan.

Sinyora;

Biz, zamanın düğme diye iliğine diktiği o kırık uçurtmalarız

Rüzgârı beklerken,

Kendi ipinde boğulan…

Ve zaman neymiş biliyor musun?

Zaman, boynumuza dolanan o ipekten ilmekmiş Sinyora!

Teker teker söktürse de zaman

İpekten ilmekleri…

Biçilmeyi beklemeyeceğiz

Biz, terzi masasında

Biçilmeyi bekleyen

Birer kurban değiliz Sinyora!

Kendi kumaşını kendi kanıyla boyayan delileriz…

Dikiş izlerimizi rütbe diye taktık omuzlarımıza

Şimdi her söküğümüzden ayrı bir fırtına diktik dünyaya.

Her gözyaşı bir yudum can suyudur,

Dünya telaşının altında ezildikçe çoğalan.

Bir çınara bahşet gözyaşlarını Sinyora, gölgesi sana yâren olsun.

Köklerinin karmaşası yutsun evhamını

Sen sadece yaprakları eşliğinde hatmet dünya nimetlerini

Darağacın olmayacakmışçasına!

Sahi Sinyora,

Ne zaman gülümser bize gökyüzü

Güneş, yakmak yerine ısıtsa kalbimi

Ağacın gölgesinde dinlendirsem ruhumu

Gömleğimdeki söküklerden yaralamasa beni

Bak Sinyora,

Gökyüzü gülümsemeyi unuttuğunda

Biz ona çatık kaşlarımızla cevap veriyoruz.

Her bulut biraz cenaze,

Her rüzgâr yarım kalmış bir veda.

İnsan alışıyor sanıyorlar.

Oysa alışmak dediğin,

Acıya mutlu numarası vermekten başka bir şey değil.

Kalbim hâlâ prova yapıyor Sinyora,

Mutlu bir cümleye başlamadan önce.

Ama her kelime ağzımda takılı kalıyor.

Çünkü hayat,

Yanlış yerde susmayı öğretti bize.

Sevinçlerimiz yarım porsiyon,

Kederlerimiz ise hep kalabalık.

Zaman diyorlar Sinyora,

Her şeyin ilacı.

Ama bazı yaralar var.

Üstüne zaman sürünce daha çok kanıyor.

Bazı anlar var,

Geçtikçe geçmeyen.

Hani geceden kalan bir ağrı gibi,

Sabahın ışığına inat sızlayan.

Bizim buralarda umut,

Ceketin gizli cebinde taşınır Sinyora.

Herkes görmesin diye.

Çünkü fazla umut,

Fazla cesaret sayılır.

Ve cesaret,

En çabuk cezalandırılan şeydir bu şehirde.

Yine de biliyor musun?

Bazen tam vazgeçecekken

İçimizde bir şey ayağa kalkıyor.

Adını koyamıyoruz;

Belki inat, belki dua.

Ama kalkıyor işte.

Dizleri kan içinde olsa da.

Ben hâlâ buradayım Sinyora,

Kapı eşiğinde değilim artık,

Bir adım daha içerdeyim.

Ne tamamen gitmiş,

Ne tam kalmış.

İnsan en çok burada yoruluyor.

Eğer bir gün gökyüzü

Gerçekten gülümserse bize,

Bil ki o gün

Kalbimde taşıdığım sökükler

Canımı yakmayacak.

Çünkü ben o söküklerden

Kendime yeni bir yol diktim Sinyora.

Ve yol dediğin şey;

Düz olmak zorunda değil.

Yeter ki insan, yürürken kendini kaybetmesin.

Madem ki öyle Sinyora!

Yalnızlığın karanlığında

O dönülmez yolda yürüyelim bu gece

İçimizde kalsın söyleyemediğimiz

Tüm cümleler

İlmek ilmek işleyelim

Ruhumuza sergüzeştliği

Dikelim söküklerimizi, iyileştirelim

Kapatalım üzerini tüm ayrılıkların

Unutalım bu gece

Kum saatinin ters döndüğü andaki gibi

Zamanı yeniden başlatalım

Ölümü öldürelim Sinyora

Kapatalım tüm defterleri

Ölümsüzlüğe kavuştuğumuz anda

Cennette buluşalım

Zamansızlığın kollarında

Umuda tutunalım

Kelimeleri içelim su misali

En güzel şiiri biz yazalım, aynı bilekle aynı parmakla aynı kalemi tutarcasına…

Bak Sinyora;

Mürekkebimiz, gözkapaklarımızın altında biriken o kadim sancı olsun,

Akmasın kâğıda, sızsın ruhumuzun en derin kuyusuna.

Biz ki; vaktin dar gömleğine sığmayan,

Kumaşı hüzünden, astarı sabırdan biçilmiş o delileriz hâlâ.

Sahi Sinyora;

Hangi terzi dikebilir ki parçalanmış bir rüyanın kıyılarını?

Hangi iğne iyileştirir, bir ömrün o dilsiz yarıklarını?

Biz, o imkânsız dikişin peşindeyiz işte;

Kırık kalemlerle, eksik cümlelerle, ama dimdik bir niyetle.

Dizlerimizdeki kabukları rüzgâra savurduk,

Şimdi her adımımız, toprağa bırakılan birer vasiyet gibi.

Bak Sinyora,

Yıldızlar da birer dikiş izi değil midir gecenin siyah teninde?

Işığı sızdıran, karanlığı bir arada tutan…

Biz de öylece sızalım dünyanın çatlaklarından,

Kelimelerle onaralım o her gün biraz daha yıkılan dünyayı.

Şimdi sustur tüm saatleri Sinyora,

Akrep yelkovanı, yelkovan ise bizi bıraksın artık.

Kendi lisanımızı kuralım bu sessizliğin ortasında,

Alfabesinde “gitmek” olmayan, sadece “var olmak” kokan bir lisan.

Ve o gün geldiğinde,

Söküklerimizden sızan o ışık, kendi yolunu bulacak.

Çünkü biz, kendi karanlığını bile isteye nuruna çeviren,

Yürüdüğü uçurumu gül bahçesi sanan o yorgun ama mağrur yolcularız.

Elimizi kanatan hakikatlere rağmen gülümseyerek yürürüz,

Kırık pusulalarla bile kalbi bulmayı öğrendik biz.

Gece ne kadar koyuysa, sabah o kadar içimizdedir,

Çünkü umudu, kaybolmaktan değil; kalmaktan öğrendik.

Bizler ağlamayı da öğrendik, Sinyora.

Kollarımız ile sarabileceğimizden fazla yaralar bıraksa da insanlar;

Avuçlarımıza alabileceğimizden fazlasını vermez gözlerimiz…

Sadece biz miyiz ağlayan, Sinyora?

Oysaki geceler de ağlar güneşe olan hasretinden;

Yıldızları damla damla süzülürken ayın yanaklarından, görmedik mi?

O vakit karanlığın merhametine kaldı sevdamız;

Yazdığımız son satır toprak oldu.

Biz ölmedik mi?

Ah, Sinyora…

Zaman gözümüzde birikenleri döktüğü gün avuçlarımıza,

Yağmurlardan sakındığımız insanlar birer birer kurban gidecek gözyaşlarımıza.

Ve ölüm verecek damaklarımıza, yaşamın veremediği en güzel tadı.

Yalnızlığa olacak ruhumuzun teslimiyeti, onu bizden alan olmadıkça…

Ve işte o gün, Sinyora;

Yıldızlar yakarken ayın ellerine karanlık gecenin kınasını,

Mürekkebi küf tutmuş satırlarda kaybolacak gençliğimiz.

Amiyane yağmurları ile ederken güneşimiz son vedasını,

Dedim ya:

Bu şehir ölmek için fazla sessiz …

Ah, Sinyora; güzeller güzeli Sinyora…

Güneşin hatrı olmasa, burada gök bile kurutur inan maviliğini.

Aya sevdası olmasa, karanlık örter mi yalnızlığın mahremini?

Ağaçlar da dâhil medet umuyorken tutunduğu toprağından;

Şimdi kurumuş bir yaprak mı dindirecek rüzgârın asiliğini?

Toprak, Sinyora; toprak.

Anla ki; ne toprak kurutabilirdi yaprağını,

Ne de bir diken öldürebilirdi bülbülü.

Çünkü aşk;

Kanatlarından vazgeçercesine sevebilmekti bir gülü…

 

NOT: BU ŞİİR KOR DERGİ YAZARLARI TARAFINDAN ORTAKLAŞA YAZILMIŞTIR.

KATILIMCILAR:

YAĞMUR GÜMÜŞ

ASİYE ÖZSOY

ÖZGÜR ÇELİK

YAĞMUR ZEYTİNÖZÜ

HOUDA SAHEL

SEHER BARAN

ESMA GÜL KAPLAN

HANİFE SEVER

BÜŞRA AKEL

ELİF ÇEPEL

VOLKAN ÇİNİ

MUSTAFA ERDURMUŞ

BEYZANUR KARTALOĞLU

BURAK TANRIKULU

FİKİR - EDEBİYAT - KÜLTÜR - SANAT "EDEBİYATA KOR DÜŞTÜ."
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.