MOLLA MEHMET
Molla Mehmet küçük olabilir; ama sözleri büyüklerin sözüydü.
Mahallede herkes onu tanır, onun olgunluğunu konuşurdu.
“Büyümüş de küçülmüş.” derlerdi; caminin imamı gibi vakur, sohbetçi hoca gibiydi.
Ne zaman eline bir kitap alsa, yüzünde çiçek gibi bir tebessüm açardı.
Tatlı ses tonuyla, “Haydi gelin size bir şeyler okuyayım.” der; ilim kitaplarından birini alır, iki kolunun üstüne koyar, heyecanla okurdu.
Hocasından öğrendiği izahatları açıklar, konu anlaşılıncaya kadar uzun uzun konuşurdu.
Yine bir gün, kenar mahallenin solundaki kahvehaneye herkesi toplamış, namazın önemiyle ilgili bilgiler okuyordu.
Tırtırlı tiz bir sesle Şevket Abi,
“Burayı da mı medreseye çevirdiniz?”
diye homurdandı.
Hiç kimsenin beklemediği bu tepkiye karşı derin bir sessizlik oluştu.
Pratik zekâsıyla Molla Mehmet:
“Şevket abi, her yer bizim medresemizdir.” dedi.
“Onu da nereden çıkardın? Ben bu yaşıma kadar hiç böyle saçma bir şey duymadım!”
Bunun üzerine, tepkisini hiç bozmadan samimi bir atılganlıkla:
“Boş sandalye yok mu? Şevket abiyi yanımıza alalım.”
Molla Mehmet’in bu davranışı yine herkesi hayran bırakmıştı. 7 yaşında ilim tahsiline başlamış daha on bir yaşını yeni doldurmuştu.
boş sandalye bulundu. Molla Mehmet yakınına çekti ve:
“Şevket abi, gel şöyle yanıma otur.”
“Sen küçük aklınla bana ne diyeceksin?”
“Hemen tez karar verme. Seninle biraz sohbet edelim.”
Bu büyümüş tavırları Şevket abinin kalbinde bir sempatiklik uyandırdı.
Kalbi, üzerine yağmur yağmış toprak gibi yumuşadı.
Tebessüm ederek sandalyeye oturdu.
“Hadi anlat bakalım. Ne diyeceksin? Ama bana mantıksız şeyler söyleme, sinirlenirim. Beni sinirlendirmek istemezsin.”
“Yok istemem. Sadece birkaç soru soracağım. Hepsi de bildiğin şeyler. Sonra da sağlamasını birlikte yapacağız. Olur mu?”
Meraklı bakışlarını Molla Mehmet’e çevirerek,
“Tamam, sor bakalım.”
Ses tonunun çocuksu edasıyla, düşünür yüz ifadesini takınarak,
“En büyük kim?”
“Tabii ki Allah.”
“Peki öyleyse en büyük kitap kimin kitabıdır?”
“Tabii ki Allah’ın.”
Eliyle gökyüzünü işaret etti:
“Gökyüzü evin çatısı gibi değil mi? Sanki güneş sabahın lambası, yıldız ve ay da akşamın lambası!”
“Benzetme yapacak olursak öyle olabilir.”
Ayağıyla yere hafifçe vurarak:
“Yer de evin temeli gibi değil mi? Üzerinde geziyoruz, ayağımızı basıyoruz. Yer çekimi olmasa havada uçarız.”
“Evet, hadi onu da temel düşünelim.”
“Peki yerin ve göğün yaratıcısı kim?”
“Tabii ki Allah.”
“Şöyle bir sağlama yapabilir miyiz peki?”
“Nasıl?”
“Sanki Rabbimiz bize yeri göğü bir ev gibi medrese yaptı.
Peygamberimizle en büyük kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’i bizlere gönderdi.
Sanki bize dedi ki:
‘Hadi bakalım, benim kitabımı kâinat medresesinde okuyun, amel edin.
Sizin için hazırladığım sonsuz hayatın sonsuz zevklerini kazanın.’
İşte böylece her yer bize Allah’ın kitabını okumak için medrese oldu.”
Bağlantıyı bu şekilde kuracağını kimse beklemiyordu.
Şevket abi bir an durdu, sandalyede öne eğildi, başını iki elinin arasına aldı ve Molla Mehmet’in yüzüne dikkatle baktı.
Kimilerinin bakışlarında sevinç ışıltıları oluştu, kimileri şaşkın kaldı. Kimilerinin yüzleri de ifadesiz kaldı.
Molla Mehmet cevap bekliyordu:
“Ne dersin Şevket Abi? Bu sağlama sence de doğru değil mi?”
Şevket Abi küçük âlimi iki kolunun arasına alarak başını okşadı:
“Seni afacan Molla Mehmet seni …
Küçük yaşta bu büyük bilgileri nereden biliyorsun?
Tabii ki anlattıkların mantıklı. ‘Sanki’ değil, tamamen doğru.
Biz hiç böyle düşünmemiştik.
Demek ki ne olursa olsun dinlemek lazımmış.
Aferin sana.”
Sıcak kucaklaşmadan sonra kahvehanede bir kaynaşma oluştu.
Kimisi Molla Mehmet’in alnından öptü, kimisi yanaklarını sıktı, kimisi kucaklayıp bağrına bastı.
Kimileri ise ellerini açıp şöyle dua etti:
“Allah’ım, bizim evlatlarımızın da Molla Mehmet gibi olmasını nasip et.”
Mahallenin eski sakinlerinden Hasan amca, kalın sesiyle bağırdı:
“Bugün herkese çaylar benden!
Çaylar benden!”
İç huzurunun buluştuğu o halkaya Şevket Abi de katılmıştı artık.
Derin sohbetler eşliğinde sıcak çaylarını yudumlayıp durdular.
Ve o gün kahvehanede herkes aynı cümleyi fısıldadı:
“Bazen bir çocuğun ilmi, bir koca adamın gönlünü uyandırır.”