Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

AYNADAKİ PUTA GİYDİRİLEN VAKAR

AYNADAKİ PUTA GİYDİRİLEN VAKAR
2 Şubat 2026 09:04
159
A+
A-

Zaman, insanın yüzüne yeni aynalar tutuyor. Bu aynalar eskisi gibi hakikati göstermiyor artık; sureti büyütüyor, özü küçültüyor. İnsan her baktığında kendini biraz daha yüce, biraz daha vazgeçilmez sanıyor. Oysa aynada görünen şey, çoğu zaman parlatılmış bir vehimden ibaret.

Modern benlik, sessizce bir put inşa ediyor: Kendi suretinden. Bu put ne taştan ne de tahtadan… Alkıştan, beğeniden, onaydan örülmüş. İnsan ona her gün biraz daha secde ediyor; farkında olmadan, gönüllü bir kullukla.

Eskiden insan, göğe bakarak yaşardı. Duası vardı, utanması vardı, iç muhasebesi vardı. Şimdi başını eğiyor ama secde için değil; ekranlara. Kalbi değil, vitrinini temizliyor. Ruhunu değil, imajını besliyor. Böylece ibadet, gösteriye; tevazu, stratejiye dönüşüyor.

Tasavvufta “ben” en ağır yüktür. Sırtına yüklendikçe insan çöker, ruhu kamburlaşır. Nefs, kendini yücelttikçe hakikatle arasına duvar örer. O duvar yükseldikçe, Hakk’ın sesi boğuklaşır. İnsan dua eder ama kendini dinler; secdeye varır ama kalktığında yine kendine döner.

Bugün yaşadığımız hayat, büyük bir prova sahnesine benziyor. Herkes rolünde. Herkes “iyi”, “duyarlı”, “bilinçli” görünmenin hesabında. Kalpler ise kuliste. Samimiyet, perde arkasında unutulmuş eski bir kostüm gibi. Giyeni kalmamış.

İnsan artık kendi kelimeleriyle konuşmuyor. Başkalarının cümlelerini ödünç alıyor. Başkalarının öfkesine öfkeleniyor, başkalarının sevincine gülümsüyor. Suflörler çok, susanlar az. Gürültü bol, hikmet kıt.

Oysa hikmet, sessizliği sever. Kalabalıkta barınmaz. Kendini pazarlamaz. Sadece arayana görünür. Kalbini arındırana yaklaşır. Nefsini susturana fısıldar.

Bugünün insanı, her şeyi söylüyor ama kendini tanımıyor. Her yere yetişiyor ama içine varamıyor. Herkesi eleştiriyor ama nefsini sorgulamıyor. En büyük körlük de burada başlıyor: Kendi karanlığını başkasının hatasında aramak.

Tasavvuf ehli der ki: İnsan, kendini büyüttükçe küçülür. Kendini unuttukça dirilir. Çünkü hakikat, “ben”in dar kabına sığmaz. Ancak “hiç” olabilenler sonsuzluğa açılır.

Biz ise “hiç” olmaktan korkuyoruz. Görünmez olmaktan, sıradan kalmaktan, alkışsız yaşamaktan ürküyoruz. Bu korku, bizi gösterişin kölesi yapıyor. Ruhumuz daralıyor, kalbimiz yoruluyor, vicdanımız susuyor.

Vakar sandığımız şey çoğu zaman kibirin makyajıdır. Tevazu diye sunduğumuz tavırlar, hesaplı suskunluklardır. Edep, nezaketle değil; çıkarla ölçülür hâle gelmiştir.

Oysa gerçek vakar, kimse bakmıyorken de dik durabilmektir. Alkış yokken de doğruyu seçmektir. Kaybetme ihtimali varken de ahlâktan vazgeçmemektir. Yalnız kalmayı göze alarak Hakk’ın tarafında durabilmektir.

İnsan, iki kapılı bir han değildir sadece; iki yönlü bir yolculuktur. Ya nefsine doğru iner ya Rabbine doğru yükselir. Ortası yoktur. Durağanlık sandığımız şey bile, çoğu zaman geriye düşüştür.

Bugün bize lazım olan şey, daha yüksek sesler değil; daha derin secdelerdir. Daha çok görünürlük değil; daha çok iç temizliktir. Daha fazla iddia değil; daha fazla istiğfardır.

Çünkü kalp, ancak arındığında aynaya dönüşür. Ve ancak o zaman, insan kendinde Hakk’ı seyredebilir.

Siyaset Bilimi öğrencisi
YORUMLAR

  1. Zeynep ÖKMEN dedi ki:

    Metin, modern benliğin gösterişle kurduğu ilişkiyi tasavvufi bir derinlikle ve güçlü imgelerle çok güzel sorguluyor; “ayna, put, vitrin” benzetmeleri çok etkileyici. Okuru nefs–hakikat gerilimi üzerine sarsıcı biçimde düşünmeye çağırması da en büyük artılarından biri. Derdi olan, cesur ve derin bir metin olmuş. Kalemine sağlık.

  2. Selin Kaya dedi ki:

    Metniniz, metafor zenginliği ve bu metaforların metin boyunca tutarlı biçimde ilerleyişi açısından oldukça güçlü. Tasavvufî bir derinlikle ele alınmış olması, düşünsel bütünlüğü sağlam ve etkileyici kılmış. Ancak paragraf yapılarının benzer bir sistemle ilerlemesi, metinde yer yer tek tonlu bir ritim oluşturuyor. Bu ritmin bazı noktalarda kırılması, metnin zaten var olan derinliğini daha da belirgin hâle getirebilirdi. Kaleminize sağlık.

  3. Sevda Yerinde dedi ki:

    Tasavvufun kendi içindeki hakiki varlığını anlatan bir yazı olmuş. Yüreğine sağlık. Tasavvufdaki aynalanma ve iç yürüyüşü etkileyici bir üslupla anlatmışsın. Sadece anlatım düzeninde tekrarlar biraz konuyu tam Bütünlükten koparıyor. Ama verilmek istenilen mesaj çok iyi verilmiş. Kalemine kuvvet. Başarilar dilerim..

  4. Elanur Adanır dedi ki:

    Metinde, modern benliği çok yönlü ele alarak bir çok bağlamda açıklayıp örneklendirmişsiniz bir nevi. Metniniz, bu durumda ele alındığında çok yüksek farkındalık oluturabilen bir özelliğe sahip. Kelime seçimleri metindeki akıcılığı ve merakı oldukça arttıran bir niteliğe sahip. Yine çok başarılı bir yazı olmuş. Kaleminize, emeğinize sağlık.

  5. Ayşe Karapınar dedi ki:

    Yazınız çok çarpıcı,insanı ciddi anlamda sarsıyor. Hiçliğin aslında var olmak olduğunu benzetmelerinizle öyle iyi ifade etmişsiniz ki… Kaleminize sağlık