Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 11°C
Az Bulutlu
Afyon
11°C
Az Bulutlu
Cts 12°C
Paz 7°C
Pts 10°C
Sal 7°C

GELMEYEN GÜNÜN ENDİŞESİ

GELMEYEN  GÜNÜN ENDİŞESİ
26 Ocak 2026 14:32 | Son Güncellenme: 26 Ocak 2026 14:35
134
A+
A-

İnsan, düşünmeyi çoğu zaman en büyük meziyeti sanır. Oysa her düşünce hakikate açılan bir kapı değildir; bazıları yalnızca zihnin kendi içinde yankılanan boş koridorlarıdır. Kafanı yoran o ağır yüklerin çoğu aslında sana ait değildir. Onlar birer “ihtimal”, birer “korku”, birer “ya olmazsa” sızısıdır. İnsan bu ihtimalleri öyle bir sahiplenir ki, sanki yarın bugünden daha ağır bir yükle gelmek zorundaymış gibi henüz doğmamış dertlerin yasını tutar. Gelmeyen günün endişesi ne kadar ağır geliyordur kalbe. Oysa nasip; zihnin karmaşasıyla değil, vaktin hikmeti ve ilahi emrin ölçüsü ile gelir. Ne bir salise geç ne bir salise erken. Biz aceleyle saatlerimize bakarız, O ise çağları hesaba katar. Bilmediğimiz nice hayrı rahmetiyle işliyor yazgımıza. Biz sadece bir adım sonrasını merak ederken , O yolun tamamını bilir. O, yolun hayra mı şerre mi çıktığını en iyi bilendir. Bu yüzden bazen geciken şey, aslında bizi korumak içindir. Ve bazen ulaşamadığımız o kapı, bize açılacak daha güzel kapıların varlığına şahitlik eder. Boşuna mı denilmiş, Allah bekletiyorsa güzelleştirdiğindendir.


Kâinatın dengesi, insan zihninin tahammül sınırlarından çok daha geniştir. Bir yaprak, rüzgârın yönünü bilmeden düşer ama tam olması gerektiği yere konar; ne bir santim ileriye, ne bir santim geriye. İnsan ise her şeyi bilmek ister: Neden oldu, neden olmadı, ne zaman bitecek? Bilmediği her şeyi bir eksiklik, her gecikmeyi bir mahrumiyet sanır. Oysa bazı cevaplar geciktikçe insan olgunlaşır. Ham meyve vaktinden önce koparılırsa tat vermez; sabırla dalında beklenen ise şükre dönüşür. Aklını sürekli bir şeyleri çözmeye çalışarak yorma. Çünkü akıl, haddini bilmediğinde insanı menzile taşımaz, aksine boğar. Sürekli kontrol etmeye çalışmak, kaderin işine karışmaktır biraz. Ve kader, müdahaleyi sevmez. Aşırı düşünmek kalbi susuz bırakır; kalp ise ancak teslimiyetin ferahlığıyla nefes alır. Suya karşı kürek çekmek nasıl beyhude bir yorgunluksa, olacak olana karşı direnmek de öyledir.


Unutma ki, erken gelenin hayrı eksik olur. Vaktinden önce açan çiçek, ilk ayazda solar. Vaktinde açan çiçek ise kök salar, fırtınaya bir çınar ağacı gibi dayanır. Bu yüzden “Neden hâlâ olmadı?” diye sormak yerine, “Bu bekleyiş beni neye hazırlıyor?” diye sormak gerekir. Allah geciktirirken unutmuyordur; öğretiyordur. Ve her büyük öğreti, bir sabrın içinden geçer. Sen tohumu ek, toprağı sula ve güneşi bekle; ama mevsimi zorlamaya çalışma. Yağmuru çağırmak senin işin değil. Sen yalnızca başını göğe kaldır; gelen her şeye razı olabilecek bir kalple bekle. Çünkü Allah’tan gelen her ne ise, mutlaka senin içindir. Belki istediğin gibi değil ama tam ihtiyacın olduğu gibidir. İnsan bunu anladığı gün düşünce susar, kalp konuşur. İşte o zaman yük hafifler ve hayat, tam olması gerektiği kadar anlam bulur.

 

Merhaba öncelikle Ben Seher Baran Memleket olarak  nerelisin diye sorarsanız size  kendimi Vatan'ın en güneyinden gündüzü  seyranlık gecesi gerdanlık dedikleri O şehirle tanıtırım. Kapkara surlarla çevrili, heybetli ve Hevsel bahçelerinin ferahlığı ile dolu bir şehirde de   ikamet ediyorum .Yazmayı  en yakın arkadaş bildim hep ve bu duygu beni buralara getirdi. Evliyim ve ilham kaynağım olan bir kız annesiyim. Öğrenen ve öğretmeye meraklı bir öğretmenim
YORUMLAR

  1. Ali.Gunesss dedi ki:

    Aklın haddini bilip kalbin konuştuğu yerde başlıyor bu yazı. Aceleyi edep dışı sayan, beklemeyi terbiye bilen bir dil… Okuyana sabrı değil, sabrın içindeki rahmeti gösteriyor. Allah kalemine nur versin…

  2. Volkan ÇİNİ dedi ki:

    Seher Baran’ın “Gelmeyen Günün Endişesi” yazısına dair halktan biri gibi yorumum şudur:
    Bu yazı tam bir gönül ferahlığı, hani insan bazen çok bunalır da bir büyüğü sırtını sıvazlayıp “nasip” der ya, işte öyle bir his bırakıyor. Gelecek kaygısıyla boğuşan bizlere, her şeyin vaktinde olacağını hatırlatması insanın içini bir nebze olsun soğutuyor, umut veriyor. Öte yandan, yazar meseleyi biraz fazla teslimiyetçilik üzerinden ele almış gibi; sanki insan sadece beklemeli, hiç çaba göstermemeli veya sorgulamamalı tadında bir hava seziliyor. Evet, nasip güzel şey ama “her şeyi bilmek istemek eksikliktir” derken insanın merakını ve sorgulama dürtüsünü biraz fazla törpülemiş, bu da yazıyı modern insanın derdine tam derman olmaktan uzaklaştırıp biraz “hayat böyle işte” tadında bir kabullenişe hapsidiyor.

  3. Houda Sahel dedi ki:

    Aşırı düşünmenin zihinde açtığı boş koridorlardan, kalbi ferahlatan bir teslimiyete geçişi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. “Aşırı düşünmek kalbi susuz bırakır” tespiti, modern zamanların en kıymetli reçetesi. Yüreğinize sağlık

  4. Zeynep ÖKMEN dedi ki:

    Aşırı düşünmenin insanı nasıl yorduğunu ve teslimiyetin nasıl ferahlık verdiğini çok şiirsel ve derin bir dille anlatmışsınız; özellikle “vakit” ve “nasip” vurguları okurun kalbine dokunuyor. Artı yanı, okuru sabır ve tevekkül üzerine yeniden düşünmeye davet etmesi ve umutlu bir perspektif sunması. Eksi yanı ise, bazı yerlerde fazla soyut ve yoğun olması; daha somut örneklerle desteklense etkisi biraz daha geniş kitlelere yayılabilirdi. Yine de metin, insanın içini sakinleştiren, yavaşlatan bir durak gibi. Kalemine sağlık.