Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 9°C
Çok Bulutlu
Afyon
9°C
Çok Bulutlu
Sal 6°C
Çar 9°C
Per 9°C
Cum 8°C

EKSİK KALAN CÜMLELER ÜZERİNE

EKSİK KALAN CÜMLELER ÜZERİNE
30 Aralık 2025 19:15
156
A+
A-

 

Ölüm çoğu zaman büyük kelimelerle anlatılmak istenir, oysa hayata en küçük ayrıntılardan sızar. Bir evin kapısında sessizce dizilmiş ayakkabılarla, mutfakta ağır ağır pişen helvanın kokusuyla, yarım bırakılmış bir sohbetle… Gürültü çıkarmaz. Hayatın içinden bir şeyi çekip alır ve geriye yalnızca eksiklik kalır.

İnsan, ölümü uzak bir ihtimal gibi düşünmeye eğilimlidir. Bu, varoluşu sürdürebilmenin sessiz bir savunma biçimidir. Ölüm hep başkalarının başına gelir; biz üzülür, dua eder ve hayatımıza devam ederiz. Ancak ölüm, tam da bu rahatlığın içinde bekler. Cemal Süreya’nın dizelerinde olduğu gibi:

“Ölüm geliyor aklıma birden ölüm,

Bir ağacın gövdesine sarılıyorum.”

— Cemal Süreya, Üvercinka

Bu dizelerde ölüm düşüncesiyle birlikte gelen şey korkudan çok tutunma ihtiyacıdır. İnsan, ölümle yüz yüze geldiği anda hayata daha sıkı sarılır.

Yas, çoğu zaman büyük olaylardan değil küçük boşluklardan oluşur. Bir sandalyenin artık dolmaması, bir sesin bir daha duyulmaması, bir ismin yüksek sesle anılamaması… Ölümden sonra zaman aynı şekilde akmaz, mekân aynı kalsa da anlamı değişir. Bu kırılma hâlini en yalın biçimde ifade eden cümlelerden biri şudur:

“İnsan yaşadığı yere benzer.”

— Edip Cansever, Yerçekimli Karanfil

Ölüm, insanın yaşadığı yeri de değiştirir. Aynı evdir belki ama artık başka bir eksen etrafında döner.

Her giden, ardında tamamlanmamış cümleler bırakır. Söylenememiş vedalar, ertelenmiş sevgiler, “nasıl olsa zamanı var” denilen duygular… Bu geç kalmışlık hissi, modern insanın en ağır yüklerinden biridir. Oğuz Atay’ın satırlarında bu duygu açıkça hissedilir:

“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”

— Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Bu cümle yalnızca okura değil hayatta yarım kalan bütün ilişkilere yöneltilmiş gibidir.

Kültürümüzde helva, ölümle birlikte anılır. Tadını beğenmediğimiz o helva, bir gün bizim evimizde pişer. Bu tekrar, ölümün eşitliğini hatırlatır. Kimse istisna değildir. Sezai Karakoç’un dizeleri bu evrenselliği metafizik bir derinlikle dile getirir:

“Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm;

Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.”

— Sezai Karakoç, Körfez

Ölüm bir son mudur yoksa başka bir başlangıç mı? Bu soru inançlara göre değişir. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Ölüm, kalanlar için uzun bir sabır ve ağır bir imtihandır. Gidenin yolu tamamlanır, kalanlar için zaman artık başka türlü işler.

Bu yüzden ölüm üzerine düşünmek karamsarlık değil farkındalıktır. Hayatın geçiciliğini kabul etmek, onu küçültmez; aksine daha dikkatli, daha merhametli ve daha sahici kılar. Bugün başkasının kapısında duran yas, yarın bizim kapımıza dayanabilir.

Belki de yapılabilecek en insani şey şudur: Gidenlere rahmet dilemek kadar hayattayken söylenecek sözleri ertelememek. Çünkü bazı cümleler vardır, ölümden sonra değil yalnızca hayatın içindeyken iyileştirir.

Yazmayı ve okumayı seven kimyacı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.