BİR MİLLETİN KALBİNDEN YÜKSELEN SES
Bazı şiirler vardır; sadece okuyup geçilmez, hissedilir.
Bazı sözcükler vardır; sadece kelime değildir onlar, bir milletin kalp atışlarıdır.
İşte İstiklal Marşı tam olarak böyle bir metindir.
Onu her duyduğumuzda içimizde aynı coşku, aynı gurur kabarır. Sanki geçmişten bugüne uzanan görünmez bir el omuzlarımıza dokunur ve bize inancımızı, kim olduğumuzu, değerlerimizi ilmek ilmek hatırlatır.
Bugün bir düşünelim… O yılları gözümüzün önüne getirelim. Yorgun bir ülke, topraklarımız işgal altında, umutlar yaralı ama bir şey sapasağlam duruyor. Ne mi o? Bir milletin inancı. İşte o zor günlerde kalemini, mürekkebini milletin kalbine akıtmayı başaran bir şair vardı: Mehmet Akif Ersoy.
Aslında İstiklal Marşı oturup yazılmış bir şiir değildir. O; cephelerden yükselen “Ya Allah!” nidaları, anaların gözyaşları içinde ettiği duaların, askerlerin delice çarpan kalplerinin, yavruların kavuşma hayallerinin kelimelere yansımış hâlleridir. Belki de bu yüzden her dizesinde bir haykırış, her kelimesinde bir inanç vardır.
1921 yılının o anlamlı günü…
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir karar verilecekti. Bu milletin bağımsızlığını kelimelere dökecek, onun ruhunu temsil edecek bir marş seçilecekti.
Günlerce süren değerlendirmelerin sonunda Mehmet Akif’in yazdığı şiir okunur. Meclisteki herkesi derin bir sessizlik kaplar. Çünkü o dizelerde sadece şiir yoktur; bir milletin makûs kaderi vardır. Ve sonunda İstiklal Marşı’nın kabulü gerçekleşir. O gün sadece bir marşın kabulü değildir; bir milletin sesi resmî hâle getirilir.
Düşünün… Bir şiir yazılıyor ve yıllar sonra bile milyonlarca insan aynı anda ayağa kalkıp onu saygı ve minnetle can kulağıyla dinliyor. Dünyada kaç tane metin bu etkiyi verebilir?
Marşın ilk dizeleri atamızdan bize öğüttür. O dizeler bize korkmamayı, umutsuzluğun ortasında bile dimdik durmayı, inancını kaybetmemeyi öğretir. Çünkü bu sözler, bir milletin en zor zamanlarında bile sağlam durmasının, teslim olmamasının en güzel kanıtıdır.
İstiklal Marşı’nın en güçlü yanı nedir? Verdiği duygu mu? Uzun olması mı?
Hayır! İstiklal Marşı’nın en güçlü yanı, daha ortada zafer yokken, elimizde sadece inanç varken yazılmasıdır. Önce kelimeler doğmuş, sonra da o kelimelerin haykırdığı bağımsızlık gerçekleşmiştir.
Bugün bir tören olduğunda, bir okul bahçesinde ya da bir stadyumda marşımız çalarken insanları bir ciddiyet kaplar. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü?
Çünkü o an tüm düşünceler, tüm planlar susar. Tek bir şey hatırlanır: Mücadele yılları.
Belki de İstiklal Marşı’nın en etkileyici yanı şudur: Bizi birbirimize hatırlatır. Farklı hayatlar yaşıyor olabiliriz, farklı düşüncelere sahip olabiliriz. Ama marşımızı duyduğumuz an aynı hikâyenin kahramanlarıyız.
İstiklal Marşı bir şaire değil, bir millete aittir.
Bu yüzden her 12 Mart geldiğinde sadece bir tarih hatırlanmaz. Bir milletin küllerinden doğuşu, umudun kaybolmadığı; aksine umutların küllerinden yeniden yazılışı hatırlanır.
Ve her seferinde aynı gerçek yeniden anlaşılır:
İstiklal Marşı, bir şiirin ötesinde bir milletin kalbinden yükselen ve asla susmayacak en gür sestir.
O sözler, yıllar geçse de hâlâ aynı kararlılıkla yankılanır:
“Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!”