ANNEM, BABAM VE BEN
Rüzgâr sesleri…
Kefen yırtan bıçak sillesi sözler…
Çalışıyor bir somun ekmek uğruna babam,
Annem bağrında eriterek hayatı,
Çapalaya çapalaya gülüşlerini
Bir ben yeşertmek için
Omurgalarından büküyor
Hayat yeşerten
Alın yazısını.
Annem
Gözlerinde hayatı taşır,
Gözyaşından akıtır
İnsanlığı.
İnsanlığı aşırır, yükseltir.
Yaratılmak neymiş,
Ne imiş yaratgan olmak…
Taşları yarmak,
Tarlalara vardırmak,
Şefkat çeşmesinden bir bahar yeşertmek
Ruhunu da akıtarak
Kaderi gibi nasırlı ellerinden.
Babam
Tek testiyle yaşamayı benlik saymıştı kendine.
“Ben” demek, testi demek derdi,
İnsan demek testiyle kıyaslanmaktı babam için.
Testisi çok olanın
Her hayalini
Dünya karşılardı.
Kırılmaya mahkûm
Ve yırtlaç bir son beklerdi;
Toprak altı kadar genişti çünkü.
Çünkü testi belliydi,
İçiyle, dışıyla belli…
Dünyaya sığan ve kırılacak olan sonunda.
Sanki kefeni dünyada giydiren,
Hayalleri dünya için küçülten,
Kırılan bir emeldi testi.
Giden her şey
Babam için
Bir testiydi.
Ben ise
Ben…
Yalnızca ben…
Aşamayan annemce kendiliğini,
Testisini aşamayan
Metruk bir ülfet,
Bir hayal hengâmesi…
Alın yazısını bir satıra,
Bir testiye sığdıran
Benliğini.
Ben
Toprağım,
Anavatanım.
Ben
Doğum sancıları…
Ben
Göğe uçurulan,
Kendiliğini aşmaktan da öte…
Ne anne ne baba…
Göğe kendini,
Cesedini testiyle bırakan,
Fakat benliği
Göğü aşkın
Ben…