EY GÜL
Şu biçare mecnunun sırrına dokun ey gül,
En güzelden mi gelir kokun ey gül?
Ki O’nun kokusu yaktı gurbetimi benim,
O’nadır hem aşiyanım, derdim, kurbetim benim.
Hira’nın eşiğinde toz tanesi olsaydım,
Pâyini sürdüğü ahın narıyla kavrulsaydım.
Özüm Gül’e nirdandır, hicrandır Gül’e özüm,
Varaka’nın kalbinde irkilseydi gözüm.
Mekke’nin sokağında bülbül olup ötseydim,
Bir kez şemalini görüp gülüşüyle ölseydim.
Hangi gülün tartısı tartar kokusunu O’nun?
Kaç bahar feda bekler yürüdüğü yolunun?
Akabe’de bir dağın sessiz yamacı olsam,
Esad’ın, Ubade’nin elleriyle dokunsam.
Veda Tepeleri’nde bekleyen Ensar gibi,
Gül’ü gül ile anıp beklesem ruhsar gibi.
Medine’nin bilinmez köşesine talibim,
Sana mecnun olmuşum ey gönüller tabibi!
Kabulüne sır yanar, bilmem kaç asır yanar,
Aşkının katresinde bilmem kaç muasır yanar.
Ve ben, Sana yangının bin çehreli narıyım,
Beni Sende kabul eyle ey ruhsarı yâr!