UÇURUMUN KENARINDA-5 (FİNAL)
Gözlerimi açtığımda aylar geçmişti. Kolumda takılı serum, tepemde gözlerimi kamaştıran beyaz bir ışık vardı. Gözlerimi aralamaya çalıştım. Camın arkasında annem ve sevdiğim kız birbirlerine yaslanmış, bana bakıyorlardı. Gözlerimin yavaş yavaş açıldığını görünce yüzlerinde tarif edemeyeceğim kadar büyük bir mutluluk belirdi. Hemen doktorları çağırdılar.
Tepemdeki beyaz ışık yetmezmiş gibi bir de doktor gözlerime ışık tutuyordu. Artık uyandığımı, bir saate kadar odaya alınacağımı söyledi.
Bu bir rüya değildi artık. Gerçek dünyaya dönmüştüm.
Yorgundum. Zihnim hâlâ çok bulanıktı.
Bir saat sonra beni odaya aldılar. Annem, babam, kardeşim… Herkes oradaydı.
Saat kaçtı? Bugün günlerden neydi? Fenerbahçe şampiyon olabilmiş miydi?
Biraz konuşuyor, biraz da dinleniyordum. Sanki beş aydır uyuyormuş gibiydim.
Kapı çaldı. Gelenler Ali ve Batu’ydu.
Ali bana biraz mesafeli davranıyordu ama beş aydır her gün gelmişti. Başucumda bana her seferinde:
“Seni bugün de aradım ama açmadın Ahmet.” diyormuş.
Ama gözlerinde sadece özlem yoktu.
Bir süre sonra herkes odadan çıktı. Odada sadece ben, Ali ve Batu kaldık.
Bir süre birbirimize baktık. Odanın içinde anlam veremediğim ağır bir sessizlik vardı. O sessizliği ilk bozan Ali oldu.
Telefonunu çıkarıp bana bir video izletti.
İzlediğim görüntüler, kazadan yaklaşık otuz dakika öncesine aitti. Patronun odasından sinirli bir şekilde çıktığım, arkamdan da Ali’nin geldiği görünüyordu. Öfkeyle bütün eşyalarımı toplamış, arabaya yerleştirmiştim. Ali beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Başaramayınca benimle birlikte arabaya binmişti.
Kamera kayıtları burada bitiyordu.
Sonrasını Ali ve Batu anlattı:
“Sanki gözün dönmüş gibiydi. Birimiz senin yanındaydı, birimiz de arkadan seni takip ediyordu. Sen, araba uçuruma giderken artık hiçbir şeyi duymuyordun Ahmet… Kendinde değildin. Ve sonra araba uçuruma yuvarlandı.”
O an her şey zihnimde yeniden yankılandı. Direksiyon… Yağmur… Fren sesleri… Ali’nin bağırışı…
Ve benim ellerim…
Direksiyonu bırakan benim ellerim.
İçimde bir şey sessizce çöktü o an. Çünkü insan bazen en büyük kazayı yolda değil, kendi zihninin karanlığında yapıyordu.
Belki de ben o gün sadece arabayı değil; kendimi de uçurumdan aşağı bırakmıştım.
Ama şimdi hâlâ nefes alıyordum.
Belki yaralarım geçmeyecekti. Belki vicdanım uzun süre susmayacaktı. Ama ilk defa şunu anlıyordum:
İnsan bazen hayatta kalmayı ikinci bir şans olsun diye değil, yarım kalan kendisini tamamlayabilsin diye başarır.
Ve ben…
O uçurumun kenarında bıraktığım kendimi bulmak için yeniden yaşamayı öğrenmek zorundaydım.