23 Mayıs 2026, 23:13:22
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 18°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
18°C
Hafif Yağmurlu
Cts 16°C
Paz 16°C
Pts 17°C
Sal 19°C

KAYBEDİLEN ÇIĞ

KAYBEDİLEN ÇIĞ
21 Mayıs 2026 12:04
73
A+
A-

Birtakım gürültüler… Bağırışlar… Kırılan kalpler ve dökülen gözyaşları…

Toplumun başat kültürleri: Modernlik ve gericilik. Bunların tam ortasında koca bir kelime
avuntusu olarak kalan insanlık…

Hayatınızın dur noktası var mıdır?

Her şeyden sıyrılarak hep başkalarında olan gözünüzü kendinize çevirdiniz mi hiç?
Empati demiyorum, sadece acıdan bahsediyorum. Kendinize açtığınız acı bir savaştan…
Dur noktası, hayatımızın belli zamanlarında durup kendi içimizde bir yolculuğa çıkmaktır.
Kendi dertlerimizi düşünmek ve kendimize yeni bir yol çizmektir. Toplumun kurallarını bir
tarafa bırakarak kendi hayat yolumuzu çizdiğimiz bir süreçtir.

Durmak neden gereklidir?

Hayatımızın teknolojiyle geliştiği, büyüdüğü, değiştiği ve küreselleştiği şu süreçte insan
kalabilmenin belki de insanlık adı altında bir şeyler yapabilmenin tek çaresi durmaktır. Bir
çığın oluşması, küçük bir kartopunun yamaçtan aşağı yuvarlanması ile başlayabilir.
Modernlik dalgası, ait olmadığımız kültürler ve başkalaştığımız kişilikler bu kartopu gibidir.
Yamaçtan aşağı kendini bırakmış ve büyüyerek bir çığ oluşturmuş, koca bir kütle hâlinde
insanlığımızın üzerine gelmektedir.

Çevremizde birçok insan var: Kendini modern olarak tanımlayan, aslında modernitenin kölesi
olup kendi kültürüne yobazlaşan ve yaftaladığı yobazlığın esiri olanlar… Gerici olarak
yaftalanan ama kendi kültürünü modern hayata taşıyarak devam ettirenler…Modern çağın
gerekliliklerinden uzak kalarak kendi kültürünü muhafazada inzivaya çekilenler…Kendi
kültürünü unutup, çağının gerekliliklerini sağlamaya çalışmayan, başat değerlerden
uzaklaşarak yepyeni ve radikal teorileri kültürümüz gibi ortaya atanlar… Kültürü, hazinesi
bilip başka kültürler ile etkileşimini sağlayan ve rol model olanlar… Tüm bu sayılan insanların
arasında belki de hiç fikri olmayan, kafasını düşünmek için yormayıp, şu an bu yazıyı bile
okurken ‘Ne boş yapmış!’ diyen bir grup insan da vardır. Bu durum, meselenin dünya
görüşlerimiz olan çağın gerekliliği, modernlik ve modernitenin tabiriyle gericilik olmadığının
apaçık bir göstergesidir.

Kimseyi ötekileştirmeden o, bu, şu olarak ayırmadan unuttuğumuz ve hatırlamamız gereken
kavramlar var: İnsanlık ve insanlık davası.

Hayatımıza durup baktığımızda, yürütmeye çalıştığımız bir insanlık davamızın olduğunun
farkına varırız. Bu dava birey açısından “yaşam mücadelesi”, kişiler açısından “anlaşma
mücadelesi” , toplum açısından “kültür mücadelesi” ve insan açısından da “insanlık
mücadelesi” olarak anlam kazanmaktadır. Bugün irdeleyeceğimiz kavram insanlık
mücadelesidir.

Son zamanlarda insan olarak kaybettiklerimizin farkında mıyız?

Mesela kibarlık, tahammül seviyesi, sessizlik, anlayış, düşünce…

İnsanlık mücadelesi, bizlerin birleştirici noktası ve aynı zamanda da ayrıştırıcı tek gücüdür.
Düşünme yetimizi giderek kaybettiğimiz ve spontane geliştirdiğimiz davranışlarımızın bir
sonucu olarak, insan olmaktan çok uzak bir topluluğu inşa etmekteyiz. Kavgalar, kırgınlıklar,
ayrılıklar ve belki de en önemlisi ötekileştirme hastalığımız bizi başta bahsettiğim büyük çığ
dalgasına kurban edecektir.

Tek başımıza yaşamımızı devam ettirmemiz mümkün değildir. Fıtrat olarak bir erkek ve bir
kadın olarak yaratılmamız da bunun apaçık göstergesidir. Tek başımıza yaşayamamak; tek
akılla, tek doğruyla ve tek bir düşünceyle yaşayamamak demektir. Burada devreye giren
kaybettiklerimiz olarak bahsettiğim tahammül seviyesi, kibarlık ve anlayıştır. Bunları bir
kenara bırakarak düşündüğümüzde asıl kaybımız insanlığımızdır. Toplumumuzu ileriye
götürecek ve muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak olan insanlıktır, insanlık davamızdır.
İnsanlığımızın terazisi de durup düşünmek, çuvaldızı kendimize batırmak, insanlığımız
üzerine kafa yormaktır.

Selam olsun, insanlık davasını sürdürebilenlere!

Bir umut ki açtım sadrımı dökülenler kalem olup yazıldı.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.