BİR ÖLÜME SIĞMAYAN SEVDA
Sana biriktirdiğim gün görmemiş umutlar
Ruhumun ikliminde dindi o ahlar
Adımını attığın her toprak çiçek açar
Gelişinle silinir kalbimdeki siyahlar
Bir sukutun içinde bin fırtına gizledim
Geçtiğin her menzili adım adım izledim
Gözlerinde bir parıltı var sanki sönmez bir yıldız
Ben en çok o bakıştaki ışığı özledim.
Vuslatın eşiğindeyim, zamanı sana durdurdum bekliyorum
Varlığın ve gelecek oluşun umuduma umut katıyor
İçimde adınla çoğalan bir bekleyiş taşıyorum
Geceler bile senden yana, ben sana yeniliyorum
Güneş benimle doğar, ay sende huzur bulur
Senin olduğun yerde kederler zerre olur
Penceremin önünde bekliyorum ay çıksın diye
Çıksın ki tamamlansın bu ömür.
Tamamına ermeyen ömrün içinde bir gönül
Ne zor şey yazmak seni satırlarca bir ömür
Mateminin ardından toprağında bitmiş gül
Ve ardından hatıralarda saklı onlarca şükür
Şükür ki öylece üzerine serilmiş beyazlar
Kumaşında ölüm mü var nedir bu hicranlar?
Başucundayım, ellerim gökte, dilimde dualar
Ne bitmez bir uyku sevgili, öldün sanmışlar.
Gün odur ki: derdin gelir, vahar olur gönül sızım.
Ölmek mi iyi, yaşamak mı? İnan, ben de kararsızım.
Şiirlerimde, ihanete tövbe vasıl olmadığından;
Yaşayamadığım tüm sevdalara sırf bu yüzden inançsızım…
Bir kenarda ölü buldum, kaybettiğim o yıllarımı.
Bu yüzden, yaşayamadığım tüm sevdaların inançsızıyım.
İbrahim olsam; şiirlerimle parçalarım tapındığınız aşkın gönül putlarını.
Ben, öldürdüğünüz mutluluğumun yalnız kalan tek mirasçısıyım.
Tanrım; oysaki herkes Âdem imiş, aşk ise haramlı salkım.
Havva’sından ayrı düşmüş, bir meczup olmakmış yazgım.
Ve bir beden öldü diye, cehennemin olacak ise hakkım,
Şunu bil ki; ben ruhumu şeytana değil, bir kuluna sattım..
Meczup olup avareyken yollarda
Bir Allah bir sen vardın aklımda
Sen sanarım artık serapları
Can suyu sendin ruhumun
Sen çık diye yalvarırım Allah a
Dudaklarımda kuruyan bir vahanın yankısı,
Adın ki dilimde bir sır, çözülmeyen muamması.
Çöllerden geçtim de bulamadım kendimi,
Sende yitmiş bir ruhun, bitmez mi hiç yasası?
Yusuf gibi düştüm de karanlık bir kuyuya,
Hasretinle daldım o en derin uykuya.
Züleyha’dan bin beter yandı bu garip gönlüm,
Verilen can emanet, bakılmaz mı duyguya?
Kalemim yorgun düştü, mürekkebim hep hüzün,
Geceyi bölen sesin, aynasıdır gündüzün.
Bir adım daha atsam, belki sonsuzluk gelir,
Hala bir boşluk var içinde o mahzun yüzün…
Yıldız iner göklerden, seni kıskanır,
İçten içe yanarsın, gizli bir yangın vardır.
Kalplerdeki karayı silmek muradın senin,
Bu yük sana yazılmış, ilahi bir yazıdır.
İman akılda değil, atan kalpte gizlidir,
Aşk dediğin ateştir, içindeki yara izidir.
Ben elini tutarsam, bulur bizi o kader,
Gel, yoldaşım ol; bu yol seninle geçer.
Düşsekte birlikte kalkarız her sefer,
Korkular susar, içimizdeki umut yeter.
Kader ne çizerse çizsin yollarımıza,
Seninle her adım bir ömre bedel.
Ufkumda adınla aydınlanan bir seher var,
Sessizliğime dokunan en derin haber var.
Yüreğimde sakladığım bütün yarım cümleler
Seninle tamamlanan bir sonsuzluk kadar dar.
Ve şimdi…
O sonsuzluğun kıyısında, sana doğru geliyor adımlarım.
Zaman akıp giderken, adının döküldüğü dudaklarımda tutunuyorum hayata.
Bir susuşun bile yetiyor içimde kopan fırtınalara;
Ben bu dünyada en çok, seninle var olmayı öğrendim.
Bir rüzgâr gibi değiyor hatıran kalbime usulca,
Unutur gibi olduğum her an, daha derinden buluyorum seni.
Sanki her veda, içinde saklı bir kavuşma taşıyor,
Ben her ayrılıkta yine sana varıyorum gizlice.
Gecenin en zifiri anında adını fısıldıyorum gökyüzüne,
Yıldızlar duysun diye değil, kalbim unutmasın diye.
Hani bazı sevdalar vardır, dile gelmez derler ya;
Ben seni en çok susarak sevdim, belki de öyle sevmeyi biliyordum sadece.
Bir gün yollar yeniden kesişirse eğer,
Aynı göğün altında aynı anıya gülümsersek,
Ben yine en başından başlarım sevmeye seni;
Eksiltmeden, incitmeden, ilk günkü gibi.
Kavuşmak bir nasipse bu dünyada,
Ben nasibimi çoktan senin adına yazdım.
Kalbimde başka hiçbir ihtimale yer bırakmadan,
Seni sevmeyi bir ömürlük yazgı bildim.
Aynaya her baktığımda biraz sen düşüyor yüzüme;
Biraz hüzün, biraz sabır, biraz da senden kalan umut…
Ve anladım ki bütün kayboluşların içinden geçerek:
İnsan en çok, ulaşamadığı yerde büyütür sevdiğini.
O yüzden…
Bir gün adımı hatırlamazsan bile,
Ben seninle anılan o sessiz yerde kalacağım.
Çünkü bazı aşklar kavuşmak için değil;
Bir ömrün içine anlam bırakmak için vardır…
Ve sevgili,
Adını bilmiyorum bugün.
Senden kalan o ilk günün huzuru,
İçimde bir mahzende yeşertiyor umudu.
Adın ki eksiltecek geçmişi, biliyorum;
Ve ben o geçmişten, gülüşünü duyuyorum.
Bastırıyorum içimde avaz kalmış o sağır gürültüyü.
Nasıl yükseltebilir ki perdelerini bu iç ses,
Ben gözlerimi kapatıp senin sesini hasretle dinlerken?
Avuçlarımın arasında ağır bir sarkaç: Başım.
Yüzüm asfalta dönük,
Kara ve dilsiz boşlukta gölgeni arıyorum.
Sesini duysa ruhum
Asker gibi el pençe duracak;
Ağzında süngü yemiş bir hasretin devrik destanıyla.
Ve yüreğimde;
Hiç dokunulmamış, taptaze bir acıyla
Sanki dünya az evvel kurulmuş da,
İlk günahı işlemekten korkan bir Adem’in titreyişiyle
Susacağım karşında.
Aşk dediğin nedir ki kadim sancım?
Sesin yükselmesin yârin sesine, har olur gözlerim;
Umudum yerle yeksan, bir bozgun sonrası gibi viran
Aşk dediğin
Bu amansız “hal”olsa gerek.
Gidelim;
Dillerin çözüldüğü, eşyanın o soğuk sükûtuna büründüğü o dar geçide.
Seslerin, bir kıyı şeridi gibi şehirden usulca çekildiği o tenhalığa…
Sesler onların olsun, hatta en kadim tınılar…
Senin sesin bende kalsın; eklem eklem, yankı yankı…
Ben bu gürültülü dünyaya sağır kalırım.
Zira seni sevmek;
Bir namazın sonundaki o sessiz selam kadar ağır,
Ve bir ölüm ilanı kadar gerçek
Senin ölüm haberinin geldiği o sokakta kaldı sol yanım,
Viran oldu yurdum, sen gidince geceyi gündüze karıştırdım.
Sevdanla var olmuşken bu bedendeki her bir canım,
Şimdi ise yalnızlığın fırtınasında kayboluyorum…
Zaman akıyor ama ben senin gittiğin o gündeyim hâlâ,
Sığmıyor bu büyük keder ne sevdanı anlatan kaleme ne de feryada.
Sen bir kere öldün sevgili, bense aldığım her solukta;
Hiç aydınlanmayacak o sonsuz karanlığa mahkûm oldum.
Sen yandın mı bilmem ama benim kalbimde kırk yara,
Her biri senden deva bekler, kanatanım da sensin şifamda,
Dilimde dua, ellerim Yaradan’a açık, hasretin hat safhada
Sabır denen kadim duygu terk etti bu canı, bekledi zorla
Gelsen şimdi! Gül yüzünden öpsem, koklasam ince telli saçları
Doyamadığım her zerren, bende nasıl bir yangın bilsen
Yar oldun ama bana değil, en zoru bunu kabullenmek desem
Duymazsın feryadımı, duysa dağlar sarsılır yerinden
Unutması en zor olan güzelliğin; gözlerin
Ben unutmak istedikçe her dakikasında saatlerin
Penceremden güne her sabah günaydın!
Diyerek başladığım dağ anımsatıyor
Gövdesinde çoğalan çam renginde gözlerini.
Bir de atmosferde kalıcı kokun var,
Sen ırak olsan da çektiğim her nefeste
Ciğerlerime dolar aheste
Ciğerim de yanar kalbim gibi
Ölümsüz kokundu bağlayan beni
Mesele bana yar olman değildi
Mesele bende var olmandı.
Vuslatla hâsıl olmasa da sevdam
Onunla anlam bulacak yaşam
Gelsen de tükenmez yanmam
Hasrete mani değil kavuşmam.
Kavuşmak vuslata kalmış, aklım hâlâ sende yar,
Gece çöker gözlerime, adın düşer her bahar.
Söyle, hangi rüzgâr aldı senden bana geleni,
Ben hâlâ aynı yerdeyim, sen gittin gideli.
Bir iz kaldı kalbimde, silinmeyen bir sızı,
Ne zaman ansam seni, kalbimde başlar sızı.
Unutmak dedikleri, bir yalanın süsü,
Adınla büyür içimde, dindiremediğim her sızı.
Sensizliğini koynunda büyüttüm nice gece,
Her düşümde sana çıktım, her yolum da aynı hece.
Kavuşmak mahşere kalmış bir ihtimal,
Sen gelmesen de olur… Ben gelirim sana ey yâr.
NOT: BU ŞİİR KOR DERGİ YAZARLARI TARAFINDAN ORTAKLAŞA YAZILMIŞTIR.
KATILIMCILAR:
“ İlk günahı işlemekten korkan bir Adem’in titreyişiyle” müthiş bir tasvir yüreklerinize sağlık…