17 Nisan 2026, 12:55:57
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 20°C
Az Bulutlu
Afyon
20°C
Az Bulutlu
Çar 19°C
Per 21°C
Cum 18°C
Cts 8°C

HER ÇAĞRI ASLINA DÖNMEK İÇİNDİR

HER ÇAĞRI ASLINA DÖNMEK İÇİNDİR
13 Nisan 2026 11:54
92
A+
A-

Bişnev… Dinle.

Fakat bu kez kulakla değil; kalbin en kuytu, en incinmiş yerinden dinle. Zira ses dediğin, hakikatin gölgesidir sadece. Asıl söz, sükûtun içinden doğar. Mevlana Celaleddin Rumi’nin “dinle” diye başlayan çağrısı, bir işitme emri değil; bir uyanış davetidir.

Ney konuşmaz; yakar.

Ney anlatmaz; hatırlatır.

Kamışlıktan koparıldığı an, aslında insanın ilk yalnızlığıdır. O kesiliş, bir başlangıç değil; bir hatırlayıştır. Çünkü insan da koparılmıştır… Ezelden gelip zamana düşmüş, sonsuzdan kopup sınıra hapsolmuştur. Ve o günden beri, her nefeste biraz daha eksik, her arzuda biraz daha dağınıktır.

İnsan önce kutsalını yitirdi.

Sonra emaneti unuttu.

Oysa yeryüzü bir mülk değildi; bir sırdı. Ona verilmişti, sahip olsun diye değil; şahit olsun diye. Lakin insan, şahitliği bıraktı, hükmetmeye kalktı. Emanetçi olduğunu unuttuğu an, yükü ağırlaştı. Taşıyamadığına sahip çıkmaya çalıştı. Ve işte o an, kalbi daraldı.

Modern zamanlar geldi sonra…

Parlak bir sis gibi çöktü hakikatin üzerine. Modernizm, insana kendini merkeze koymayı öğretti. “Bilmek” dedi, “yetmektir.” Oysa bilmek, çoğu zaman unutuşun en ince perdesidir. İnsan ölçtü, biçti, adlandırdı… Ve her şeyi çözdüğünü sandı. Fakat çözdükçe dağıldı, dağıldıkça çoğaldı, çoğaldıkça eksildi.

Ne tuhaf bir çelişkiydi bu…

Secde ederken kibirli,

Susarken gürültülü,

Varlıkta yok, yoklukta var sanan bir hâl…

Hak yerdi ama hakikatten uzaktı.

İbadet ederdi ama kulluğu unutmuştu.

Sözleri göğe yükselir, amelleri yere düşerdi. Ve insan, kendi sesinin yankısında sağırlaştı. “Dinle” diye başlayan bir hakikatin en derin sessizliğinde kayboldu.

Sonra yön aradı…

Pusulalar yaptı, yollar çizdi. Ama hiçbir yol, kalbe varmıyordu. Çünkü yön, tek başına bulunmazdı. İnsan insana yüzünü dönmeden, bir başka kalpte kendini görmeden yol bulamazdı. Ama o, yüzünü çevirdi. Sırt sırta vermeyi unuttu; sırt dönmeyi marifet sandı. Böylece yalnızlık çoğaldı, kalpler katılaştı.

Ve nihayet…

Batıl, hak suretine büründü.

Gölge, ışığın yerini aldı.

Artık doğruyu söylemek değil, doğruyu hatırlamak zordu. Çünkü insan, hatırlamayı unutmuştu.

Ama ney hâlâ inler…

Her nefeste, her sızıda, her susuşta…

“Dinle!” der.

“Çünkü sen, unuttuğundan ibaretsin.”

Dinlemek, geri dönmektir.

Dönmek, kendine varmak…

Kendine varmak ise O’na yaklaşmaktır.

Belki bir gün, insan yeniden dinlemeyi öğrenir.

Ve o zaman anlar:

Ayrılık bir son değil, bir çağrıdır.

Ve her çağrı, aslına dönmek içindir.

Siyaset Bilimi öğrencisi
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.