17 Nisan 2026, 09:53:07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 21°C
Çok Bulutlu
Afyon
21°C
Çok Bulutlu
Cum 19°C
Cts 11°C
Paz 11°C
Pts 13°C

ANTİDEPRESAN GÜLÜMSEMESİ – BÖLÜM 3

ANTİDEPRESAN GÜLÜMSEMESİ – BÖLÜM 3
8 Aralık 2025 13:10 | Son Güncellenme: 8 Aralık 2025 23:01
260
A+
A-

Psikolog beyefendi, beni o akşam sabaha kadar dinledi ve hiç konuşmadı. Uyandığımda odanın içini hafif bir pus dolduruyordu. Perdeler aralıktı; gün ışığı kendini içeri taşırken sanki bana “Bugün dene.” diyordu. Denemek… Ne tuhaf kelime. Hayatta kalmanın ağır, iyileşmenin ürkütücü yüzü. Ayağa kalktığımda dizlerim titredi. Sanki yıllardır yürümeyi unutan bir çocuk gibiydim. Her adım hem acıydı hem ihtimal.

Bu sabah farklı hissediyordum. İçimde küçük bir kıpırtı vardı; belki umut, belki sadece bir yanılsama… Ama yine de bir hareketti. Psikolog beyefendiye söz verdiğim seansın düşüncesi bile midemi burkarken aynı zamanda içimdeki bir ağırlığı da hafifletiyordu. Onun sakin sesine duyduğum güven, gizli bir sır gibiydi; kendime bile itiraf edemediğim bir sığınak.

Yatağımdan kalktığımda gözüm yine sandalyeye takıldı. Odanın köşesindeki sessiz bekleyişi bile beni geçmişe çağırıyordu. Bir an için nefesim kesildi; çünkü zihnim sandalyeyi olduğu gibi değil, abimin oturduğu hâliyle gördü. Dizlerini sallaya sallaya anlattığı o saçma hikâyeler, sırf beni güldürmek için yaptığı o komik sesler… Çocukluğumun en güvenli anları, o sandalyenin üzerinde birikir dururdu. Onu hatırlayınca içimde sıcak bir şey kabardı. Tam gülümseyecekken görüntü karardı.

Sandalyenin gıcırtısına karışmış o kirli nefes… “Afra, bu sadece bir oyun. Kıpırdama!”

Sanki boğazıma görünmez bir el uzandı. Tüm bedenim dondu. Nefes alamadım. O anın karanlığı gözlerimi yeniden bulanıklaştırırken yere çöktüm. Ellerim titriyordu. Ondan asla kaçamıyordum; beni ellerinin arasına almış ve bırakmıyordu. O andan çıkamadım, kurtulmak istiyordum. Biri gelsin diye ağlamaktan başka çarem yokmuş gibi gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Sonunda kapı tıklatıldı.

— Afra? Hazır mısın?

Psikolog beyefendinin sesi… Karanlığa inen bir merdivene atılmış ip gibiydi. Başımı kaldırdım. Gözlerimdeki yaşları saklamaya çalışmadım; artık bunu saklamanın hiçbir işe yaramadığını biliyordum. En azından hissediyordum… Ne onun beklediği ne de benim beklediğim bir cümle çıktı ağzımdan.

— Bugün iyileşmek için bir adım atmak istiyorum.

Psikolog beyefendi yumuşak bir tebessüm etti.

— Bu cümleyi senden duymak… en başından beri beklediğim şeydi.

Afra Zeynep:

— Ama hâlâ çok korkuyorum.

Psikolog beyefendi:

— İyileşmek korkusuz olmak değildir, Afra. Korkuyla beraber yürümeyi öğrenmektir.

Bu söz beni açıkladı sanki. Anlatmaya hazırlanmak için gözlerimi kapadım ve derin bir nefes almaya çalıştım. Tam o sırada gözümün önüne yine o lanet olası adam geldi; gözleri karanlık, sesi iğreti… “Bu sadece oyun.”

Boğazım kasıldı. Ellerim buz gibi oldu. Çocuklar oyunları severdi; çocuklar benim gibi korkmazdı. Çocuklar oyun oynarken kendini kötü hissetmezdi. Gözlerimi açamıyor, o sandalyeden kalkamıyordum, nefes alamıyordum.

Psikolog beyefendinin sesi uzaktan gelir gibi duyuldu:

— Afra, lütfen gözlerini aç. Buradasın. O gün değil. Şu an buradasın.

Gözlerimi açtım. Odanın ışığı geri geldi. Nefesimi kontrol etmeye çalıştım.

— Sanki kaybettiğim her şey o sandalyede sıkışıp kalmış gibi… Abim güven, o ise bir kâbus.

Psikolog beyefendi:

— Bugün bunu değiştirelim mi, Afra? En azından bir adım atalım mı?

Yanıma geldi, elimden tuttu ve beni o sandalyeye yaklaştırdı. “Korkma, ben yanındayım.” Bu sözleri duymayı o kadar özlemişim ki… İçimde yıllardır kapalı duran bir kapı hafifçe aralandı; yine de korkmamak uzun zamandır yapmadığım bir eylemdi. Sandalyeye bakarken nefesim hızlandı. Ayaklarım geri gitmek isterken içimde küçücük bir cesaret, abimin sesine benzer bir fısıltıyla beni öne itti. Psikolog beyefendinin sakin bakışları da o fısıltıya eşlik edince elim titreyerek kolçağa uzandım ve neredeyse farkında bile olmadan —ama tamamen isteyerek— oturdum.

Oturduğum anda gözlerim karardı, kalbim hızlandı; yine de kaçmadım. Bu hareketim onu şaşırtacak kadar mutlu etmişti. Hemen önümde diz çöküp gözlerimin içine baktı; sessizce “aferin” der gibi…Onun gözlerine baktım. Sakin, güvenli, sabırlı. Bir psikoloğun gözleri değildi onlar; bir insanın, gerçekten duyan bir insanın gözleriydi. Gözlerimden yaşlar akıyordu ama bu yaşlar sanki korkudan değilmiş gibiydi.

Afra Zeynep:

— Bazen güçlü olmak istemiyorum. Bazen sadece biri beni kurtarsın istiyorum.

Psikolog beyefendi:

—  İyileşmek, kimsenin seni kurtarmasını beklemek değil. Kendini kurtarmaya karar vermektir. Güçlü değil, sen kendin ol yeter Afra.

Onun ellerini sıkıca kavradım ve gözlerinin içine baktım. Hafif bir tebessüm belirdi yüzümde…

—Ben, iyileşmekten öte yaşamak istiyorum. Bunu başarmaya hazırım.

Bu duruşum hâlâ beni şaşırtıyordu; ama bedenim, sanki kaderi yeniden yazmaya ant içmiş gibi bunun için savaşmaya hazırdı.

Yazarken kendime yaklaşıyorum. Düşüncelerim sakinleşiyor, içimdeki karmaşa yerini dinginliğe bırakıyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.