ŞEHRİMDE YILBAŞI
Gri şehir Ankara… Belki de onu en çok yılbaşı zamanında bu yüzden seviyorum. Yıl boyunca biraz mesafeli, kendi halinde ve ağırbaşlı görünen şehir; yeni yıl yaklaşırken sanki içindeki renkleri saklandıkları yerden tek tek çıkarıyor. Sokaklara asılan ışıklar, vitrinlerde beliren süslemeler, havaya karışan kestane kokusu ve insanların yüzlerine yerleşen o hafif mutluluk Ankara’nın havasını değiştiriyor. Soğuğun ortasında sessizce ısınan bir kalp gibi… Yalnız sokaklar değil içim de yavaşça aydınlanıyor.
Kış, Ankara’ya bambaşka bir anlam katıyor. Sert rüzgârına rağmen yılbaşı zamanı daha canlı, daha içten görünüyor. Kızılay’da uzaktan parlayan ışıklar göz kırparken Tunalı’da vitrinlerin camlara yansıttığı sıcak renkler insanın kalbini yumuşatıyor. Sanki normalde kırk beş yaşında, biraz yorgun ve huysuz bir memur olan Ankara; bu dönemde gençleşiyor, içindeki enerjiyi hatırlıyor, neşeli ve hareketli bir üniversite öğrencisine dönüşüyor. Bu değişimi görmek şaşırtıcı olduğu kadar umut verici.
Bana kalırsa bu hissin en yoğun yaşandığı yer Bahçelievler, nam-ı diğer Bahçeli. Bahçeli’nin kafeleri yılbaşı zamanı küçük bir masal sahnesini andırıyor. Camlara asılan süsler, kapı önlerinde parlayan ışıklar, içeriden dışarı taşan kahve kokusu ve insanların şen kahkahaları… Sokaktan geçerken bile insanın içine sıcak bir huzur yayılıyor. Pencerelere vuran buğulu ışıklar, sokakta yürüyenlerin yumuşayan adımları, havanın soğuğuna rağmen içten içe duyulan o tatlı sıcaklık… O anlarda sanki şehir usulca yanıma gelip “buradayım” der gibi. Belki de beni bu şehre bağlayan şey tam olarak bu: Gürültüsüz, gösterişsiz ama çok gerçek bir yakınlık hissi.
Bu dönemde kalabalık bile farklı görünüyor. Normalde yorucu olan hareketlilik, yılbaşına yaklaşırken anlam kazanıyor. İnsanların ellerindeki küçük hediyeler, kahveler eşliğinde uzayan sohbetler, sokaklara yayılmış hafif müzikler… Bütün bunlar Ankara’yı daha samimi kılıyor. Gösterişten uzak, içten ve sade bir mutluluk dolaşıyor havada. Bu atmosferin içinde yürürken kalbimin hafiflediğini, umutla dolduğunu hissediyorum.
Yıl boyunca aceleyle geçtiğim sokaklar bile bu zamanlarda başka bir ruh kazanıyor. Aynı binalar, aynı caddeler… Ama ışıklarla birlikte hepsi daha canlı, daha sıcak. Sanki Ankara kısa bir süreliğine durup derin bir nefes alıyor ve o nefes şehrin içine, oradan da insanların kalbine yayılıyor. Yürürken bunu fark etmek bile iyi geliyor.
Belki de Ankara’yı yılbaşında özel yapan şey tam olarak bu: Abartıya kaçmadan mutluluk verebilmesi. Büyük kalabalıklar, yüksek sesler olmadan sakin ama içten bir coşkuyla insanın yanında durması. Bahçeli’nin canlı sokakları, Tunalı’nın renkli vitrinleri, Kızılay’ın ışıkları birleşip şehri ince bir sıcaklıkla sarıyor. Ankara bu kısa zamanda insanlara sessizce eşlik ediyor, kimseyi yalnız bırakmadan…
Akşam olunca şehir iyice güzelleşiyor. Işıklar belirginleşiyor, sokaklar canlanıyor, insanların adımları hafifliyor. Soğuk gecelerin içine yerleşen sessiz bir huzur var. Ankara, griliğinin altından kısa süreliğine sıyrılıp daha renkli, daha duygulu bir yüzünü gösteriyor. Bu değişimi izlemek bile yorgunluğu alıyor insandan.
Ve işte bu yüzden yılbaşı Ankara’da gerçekten başka yaşanıyor. Fazla konuşmadan, kendini dayatmadan… Sadece var olarak bile insana iyi gelen bir atmosfer oluşturuyor. Yeni yılın eşiğinde hem huzur hem umut taşıyan bu sade ama etkileyici hâliyle kalpte tatlı bir iz bırakıyor. Belki de beni bu şehre bağlayan, tam olarak bu hissin kendisi.